Sözde Ermeni Soykırımı iddiaları ve Ebu Zuhur saldırıları: Netanyahu'ya seçim kazandırır mı

İsrail hükümeti 28 Haziran 2026'da Ermeni soykırımını tanıyan kararı oybirliğiyle onaylayarak, oylanması için Parlamentoya (Knesset) sundu.

Ancak Ermenistan Başbakanı Nikol Pashinyan 29 Haziran'da sözde "Ermeni soykırımının istismar edilmesinin dışında kalmak, Ermenistan'ın çıkarınadır" diyerek konuyu geçiştirdi. Azerbaycan ise, 29 Haziran'da Ermeni soykırımını tanımasından dolayı İsrail'i kınadı. Times of Israel gazetesinin 29 Haziran'daki nüshasında "Temmuz-Eylül 2020'deki Azerbaycan-Ermenistan savaşlarında, İsrail'in Azerbaycan'ı desteklediği ve Bakü'nün kınama kararını gözden geçirmesi gerektiği" belirtildi.

Ayrıca İsrail'in Haaretz gazetesinin 19 Temmuz'daki haberinde "Azerbaycan'ın baskısı nedeniyle, soykırımın tanınması Knesset'in gündeminden çıkarıldı". Bazı kaynaklarda yaz tatilinden dolayı, sözde soykırımın Knesset'in gündemine henüz alınmadığını belirtiyor.

Pashinyan, ülkesinin çıkarı için sözde "Ermeni soykırımının istismar edilmesinin dışında kalmayı" tercih ediyor. ünkü İsrail'in Gazze'yi işgaliyle, Tel-Aviv'in zaman zaman Ankara'yla ilişkilerinin gerginleşmesi; Netanyahu yönetiminin Gazze'yi işgali, Lübnan'a saldırıları ve İran'la savaşı vb. saldırgan tutumuyla uluslararası arenada sert eleştirilerle karşılaşması; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından 21 Kasım 2024'te Netanyahu'ya savaş suçu işlediği gerekçesiyle tutuklama emri çıkarılmıştı. Yani bu sebeplerden dolayı Türkiye-İsrail anlaşmazlığının bir parçası olmak istemeyen Pashinyan, Tel-Aviv'in, sözde soykırımı araçsallaştırdığını açıkladı.

Pashinyan'ın sözde "Ermeni soykırımının istismar edilmesinin dışında kalmayı" tercih etmesinde, Temmuz-Eylül 2020'deki Azerbaycan-Ermenistan savaşlarından sonra "Ermenistan'ın stratejik yeniden konumlanma" politikası muhtemelen etkili oldu. Erivan için "Türkiye-Ermenistan sınırının açılması" Ermenistan dış politikasında stratejik bir önceliktir. Böylece Pashinyan hükümeti dış politikada geçmiş, hafıza, diplomasi, güvenlik ve ekonomik ilişkiler arasındaki hassas dengeye önem veriyor. Yani Pashinyan yönetimindeki Ermenistan için, artık sözde soykırımın tanınması önceliklerden olmayabilir.

Tel-Aviv'in sözde "Ermeni soykırımını tanıma girişimi"yle Ankara'yı hedef alarak, Gazze'deki işgaliyle uluslararası siyasette çok ciddi tepkileri çektiği bir dönemde, İsrail'in işgal/saldırı/savaş/zorla yerinden etme/Filistinlere yönelik soykırım veya etnik temizlik vb. politikalarını meşrulaştırmayı amaçladığı kuvvetle muhtemeldir.

Bununla birlikte Suriye'de, Türkiye'nin güvenlik öncelikleri biliniyor. İsrail'in ise, Suriye'nin özellikle güney kesimlerinde işgal ve kontrol altında tutma girişimleri herkesin malumu. İsrail savaş uçaklarının 18 Ağustos'ta Suriye'nin kuzeyindeki İdlib şehrinin doğusundaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'nü vurması, Türkiye sınırına yakınlığı nedeniyle dikkat çekiyor. Ebu Zuhur'un terk edilmiş bir üs olduğu söylense de, İsrail Başbakanlık Ofisi'nden yapılan açıklamada "Türk askerlerinin söz konusu üsse yerleşmeye çalıştıkları ve güneye doğru inen askerî yerleşimler konuşlandırdıkları" iddia edildi. Böylece İsrail, Suriye'nin sadece güneyinde değil, kuzeyinde de etkin olduğunu göstermenin peşinde. Haaretz gazetesinin 23 Ağustos'taki haberinde Ebu Zuhur saldırılarıyla Netanyahu'ya "İsrail'i bu kez Türkiye'yle anlamsız bir çatışmaya sürüklüyor" eleştirisi getirildi. İsrail'in Ebu Zuhur saldırıları, bir anlamda Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan'ın 7 Ağustos'ta imzaladığı Mekke Anlaşması'na tepki de olabilir. Fakat Türkiye'nin güvenlik endişeleri de önemli.