ABD/İsrail-İran savaşının en önemli problemlerinden birisi Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılması. Savaşın muhtelif etkileri bölge ülkelerinin üzerinde görülüyor.
Bu hususta en kritik gelişme, Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) OPEC ve daha geniş OPEC+ (OPEC dışı petrol üreticisi Rusya'yla yapılan anlaşma) çerçevesinden 28 Nisan 2026'da ayrılacağının sinyalini vermesiydi.
Pakistan'ın "uzatmalı kırılgan ateşkes" arabuluculuğu esnasında, BAE'nin OPEC ve OPEC+'dan ayrılma kararının ilânı, "Abu Dabi yönetiminin küresel petrol piyasasının dengesini yeniden şekillendiren ve Riyad'la stratejik bir kopuş hamlesi" anlamına gelmektedir.
Abu Dabi'nin 1 Mayıs 2026'dan itibaren OPEC'ten resmî ayrılma kararında "Ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği şeylere odaklanmanın zamanı geldi" ifadeleri önemli. ABD/İsrail-İran savaşı, Hürmüz'ün kapatılması, petrolün varil başına 110 doların üzerinde işlem görmesi, Pakistan'ın arabuluculuğunun kesin sonuç vaat etmemesi, görüşmelerde Tahran'ın ABD deniz ablukasının sona erdirilmesi ile nükleer müzakerelerin daha sonraki bir aşamaya ertelenmesi karşılığında Hürmüz'ün yeniden açılması teklifini sunması ve Washington'un bunu soğuk karşılaması, vb. başlıca sebepler savaş öncesi bölgede var olan dinamikleri hızlandırdığı düşünülüyor.
Financial Times'ın 28 Nisan'daki nüshasında "BAE, petrol karteline (OPEC'e) darbe vurarak ayrılıyor" başlıklı haberiyle "BAE'nin ham maddeyi paraya çevirmek, kalkınmanın bir sonraki aşamasını finanse etmek ve petrol sonrası döneme hazırlanmak için tam potansiyeliyle ihracatı gerçekleştirmek amacını uzun zamandır savunduğunu" gündeme taşıdı. Böylece BAE'nin, ayrılarak OPEC'ten bağımsız hareket edeceği anlaşılıyor.
BAE "günlük yaklaşık 4,8 milyon varil enerji üretim kapasitesiyle, Suudi Arabistan'dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Ayrıca kullanılmayan kapasite rezerviyle OPEC'in üçüncü büyük üreticisi konumunda. BAE, ayrılmakla OPEC'i üretim kapasitesinden yüzde 12-15 oranından mahrum edecek. Asıl önemli olan ise, BAE, fiyatları düşürmek için piyasalara daha fazla petrol sürülmesi gerektiğinde OPEC'in ve dolayısıyla Riyad'ın hayatî kozunu/silahını elinden alacaktır. Yine BAE, OPEC'ten ayrılarak artık Riyad'ın kısıtlamalarına uymayacak ve diğer petrol üreticilerinin sıkı kontrolü altında kalmayacaktır. Zaten Katar da benzer durumlardan dolayı 1 Ocak 2019 itibariyle OPEC'ten ayrılmıştı. Katar'ın ardından BAE'nin de ayrılması OPEC'i zayıflatması muhtemeldir.
Diğer taraftan BAE, gerçek kapasitesine oranla uzun süredir çok düşük bulduğu üretim kotalarından şikâyetçiydi. Bu konuda BAE ile Suudi Arabistan arasında derin fikir ayrılığı mevcuttu. "İki ülke arasında mevcut rekabetin, BAE'nin OPEC'ten ayrılmasıyla çekişme düzeyine çıkacağı" kaydediliyor. ünkü "Riyad'ın hiyerarşi, toprak bütünlüğü, bölgesel gerilimi azaltma vizyonu, sınırlarını korumak ve iç istikrarı sağlamaya dayalı strateji izlediği" ileri sürülürken; "BAE limanlar, milisler, kırılgan devletlerdeki (Yemen, Sudan, Somali, Somaliland, Libya, Afrika Boynuzu ülkeleri, Katar) hareketlilikle stratejik nüfuz kazanmaya çalıştığı" belirtiliyor. Riyad ve Abu Dabi'nin zikredilen ülkelerde farklı ve karşıt aktörleri/grupları desteklemeleri, zıt stratejik vizyonlara sahip iki ülkenin rekabetinin göstergesi niteliğinde. Bunlara ek olarak BAE'nin petrolden turizm-finans sektörlerine yönelme girişimleri çerçevesinde, OPEC'ten ayrılması da önemli.

3