Arap Baharı sürecinde Suriye'de başlayan iç savaşın Türkiye'ye en büyük etkilerinden birisi mülteci meselesidir. Bugün ülkemizdeki mülteci sayısı milyonlarla ifade ediliyor.
Bu sayının içerisinde Afganistanlı ve Iraklı göçmenlerden de bahsediliyor. Ancak Suriyeliler en fazla nüfusa sahipler.
İç savaştan dolayı göç eden Suriyeli grupların Türkiye'ye ilk geldikleri dönemde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun dönemin AFAD imkânları çerçevesinde barındırılabilecek mülteciler için "100 bin kırmızı çizgimiz" beyanı önemliydi. Ancak artarak süren mülteci akını karşısında Davutoğlu, sonra "bu rakamı psikolojik sınır olarak söylemiştim" şeklinde beyanını yenilemişti.
Mülteciler konusunda elbette "hayatî durum" önemlidir. Ancak "Ensar-Muhacir" yaklaşımının, bugün geldiği nokta mültecilerin sadece barınma ve gıda ihtiyaçlarının karşılanmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Suriyelilerin yüksek doğurganlık hızlarıyla yakın gelecekte Türkiye'nin demografik yapısını değiştireceği endişesi bazı çevrelerce ifade ediliyor.
Bununla birlikte Türkiye'de işsizlik, enflasyon, gelir dağılımı adaletsizliği gibi sosyo-ekonomik göstergelerin olumsuz seyretmesinin de mültecilere yönelik toplumsal bakış açısını değiştirdiği yorumlanıyor. Türkiye'de son yaşanan olaylar bunun delili niteliğinde. Dolayısıyla başlangıçta "uzun sürecek misafirliğin" tahmin edil(e)memesi, mültecilere yönelik politikaların ülke içi sosyolojiyi olumsuz etkileyeceğinin farkına geç varıldığı tahminler arasında.
Diğer taraftan Suriyelilerin etnik, dil, kültür vd. benzerliklerden dolayı ilk göç etmeleri gereken çevre ülkeler Irak, Ürdün ve Lübnan'dır. Elbette zikredilen ülkelerde de Suriyeli mülteciler mevcut. Ancak Türkiye'deki kadar yüksek nüfusta değiller. Türkiye'yi tercih etmelerinin temel sebebi ise, mültecilerin, Türkiye üzerinden refah seviyesi yüksek Batılı ülkelere gitme amaçları olsa gerek. Bundan dolayı mültecilerin 13 yıldır entegrasyonu sağlayamadıkları da cabası.
Bir süredir Suriye'yle eski dostane ilişkilerin kurulması yolunda adımlar atılıyor. Ayrıca 13 yılın sonunda siyasî, ekonomik, sosyolojik, güvenlik vd. kayıpların Türkiye ve Suriye'yi birbirine yaklaştırdığını söylenebilir. Suriye'yle normalleşme girişimlerinde mülteciler konusunun gündemin ilk sıralarında olacağı aşikârdır.
Ancak normalleşme sürecinde Suriye makamlarından yapılan açıklamalar da dikkat çekiyor. Suriye Haber Ajansı (SANA)'nın 4 Haziran'daki haberinde Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Miktat'ın, "Suriye-Türkiye diyaloğunun temel şartı Türkiye'nin topraklarımızdan çekilmeye hazır olduğunu beyan etmesidir" dediği kaydediliyor. SANA'nın 26 Haziran'daki haberinde de "Esad'ın, Rusya'nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Alexander Lavrantiev'le görüşmesinde 'Suriye-Türkiye ilişkisinde her türlü girişime açık olduğunu' vurguladı" deniyor. Yine SANA'nın 13 Temmuz'daki haberinde Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Miktat'ın "Suriye'nin, Türkiye'yle ilişkilerinin normale dönmesinin güvenlik, emniyet ve istikrarın temeli olan 2011 öncesindeki duruma geri dönüşe dayandırdığını, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlıkla değil, aralarındaki sağlam ilişkiyle olacağı" yolundaki beyanına dikkat çekiyor.

156