ABD/İsrail'in İran'a 28 Şubat 2026'da başlayan saldırılarının, dünya düzenini yeniden şekillendireceği değerlendiriliyor. Fakat ABD'nin Ortadoğu'da bataklığa kalıcı olarak batma riski de mevcut.
Bu riskin Kore Yarımadası ve daha ötedeki coğrafyada stratejik dengeyi yeniden tanımlama potansiyeli bulunuyor.
ABD/İsrail saldırılarıyla Tahran'da 28 Şubat'ta uluslararası sistemin egemen-eşit aktörü İran'ın dinî lideri Ali Hamaney ve üst düzey devlet yetkililerinin öldürülmeleri, uluslararası toplumda derin bir belirsizliği beraberinde getirdi.
Hatırlanacağı üzere ABD güçlerinin 3 Ocak 2026'daki operasyonuyla Venezuela'nın başşehri Caracas ve askerî hedefleri bombalanarak Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi esir alınmıştı. Bundan neredeyse 2 ay sonra Hamaney ve İran'ın lider kadrosunun öldürülmeleri gerçekleşti. Bu kadar kısa sürede, uluslararası sistemin iki egemen-eşit aktörünün birinin liderini kaçırmak ve diğerini öldürmek, uzun yıllardır geçerli diplomatik normlara ve devlet hâkimiyetinin geleneksel uygulamalarını hiçe saymaktır. ünkü "Maduro olayının ardından, ABD, çıkarlarını tehdit eden herhangi bir güce karşı sınırsız misilleme ilân etmişti". Bu, tek taraflı askerî kararlılığın ulusal güvenliği birincil aracı şeklinde kullanma stratejisine yönelmek anlamındadır.
ABD'nin Venezuela ve İran üzerindeki zafervâri söylemi, İran'da rejim yanlılarının ve Devrim Muhafızları ile Direniş Ekseninin (vekil unsurlar) konsolidasyonuna sebep oldu. Ayrıca, geçmişte Irak örneğinde olduğu gibi karmaşık çatışmalara saplanma riskiyle de karşı karşıya olan ABD, ekonomik ve askerî kaynaklarını belirsiz bir yakın gelecekte tüketebilir.
Diğer taraftan ABD/İsrail'in İran'da başarılı olması hâlinde, "Ortadoğu'da yeniden yapılanmaya yol açabilir, İsrail'i tartışmasız bölgesel hegemon ve güvenlik sağlayıcısı biçiminde konumlandırabilir".
Donald Trump yönetimi, Venezuela olayı ile ABD/İsrail'in İran'a saldırılarıyla "güç yoluyla barış" çerçevesinde bölgede, İsrail'in askerî ve teknolojik gücünü temel alan Batı yanlısı bir bloğu pekiştirme yolunda ilerleyebilir." Hâl-i hazırdaki saldırılarla İran'ın nükleer ve deniz gücünün zayıflatılarak, daha önce Washington öncülüğünde bölge ülkelerinin İsrail'le imzaladığı İbrahim/Normalleşme Anlaşmaları'na yönelik tehdidin ortadan kaldırılması da muhtemeldir. Böylece İsrail-Suudi Arabistan arasındaki fiilî normalleşmenin de anlaşma imzalanarak resmîleşmesi de ihtimal dahilindedir. Tüm bunların sonucunda ABD'nin Ortadoğu'nun ekonomik politikaları üzerindeki etkisi daha da artarak, yine bölgede "küresel rakiplerine karşı birleşik bir cephe kurması olasıdır."

4