Sporun Güçle İmtihanı

Spor, insanların dünya meşguliyeti arasında nefes alabildiği etkinlik alanlarından birisidir. Müsabakalar da sporu zinde tutmaya yarayan bir araçtır. Bu amaçla her spor dalı kendi arasında turnuvalar düzenleyerek bu sürece katkı yapar. Dünya Kupası da bunlardan birisidir. Uzun yıllar sonra Dünya Kupası'nda boy gösterdiğimiz bu zamanlarda insanların zihnen nefes alabildiği bir durumu gözlemleyebiliyoruz. Daha küresel ölçekte bu tür etkinlikler sınırları silikleştiren, halkları bir araya getiren ve ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin herkesi eşit bir zeminde buluşturan evrensel bir köprü vazifesi görüyor. Ama bakıyoruz ki, eşitliğin, adaletin ve kardeşliğin nişanesi olması gereken turnuva bir devletin kibrine, güç gösterisine ve emperyalist emellerine alet olmaktan öteye gidememiştir.

Daha turnuva başlamadan; İran milli takım kafilesine uygulanan sistematik vize engelleri, teknik heyetten 13 kişiye ülkeye giriş izni verilmemesi, Irak ve Senegal gibi ülkelerin sporcularına havaalanlarında adeta birer suçlu muamelesi yapılması ve belki de en dikkat çekeni FIFA'nın resmi davetlisi olarak turnuvada maç yönetmesi beklenen Somalili hakemin ABD'ye girişinin engellenmesi ne sporun amacına ne de insanlığa uymaktadır.

Bu yaşananların münferit birer güvenlik prosedürü olmadığını hepimiz biliyoruz. Aslında bizler ırkçı emperyalizmin dünya üzerine kurduğu tahakkümün ve küresel güç hiyerarşisinin spora ve sporun uygulanmasında yetkin olan kurumsal yapılara doğrudan müdahale ettiğini görüyoruz. Daha da vahimi sporun varlık amacına hizmet için kurulan ve tarafsız olması gereken FIFA'nın ABD'nin bu ayrımcı, keyfi ve dışlayıcı politikalarına karşı derin bir sessizliğe gömülerek adeta bu sürece çanak tutmasıdır. Dahası bu ayrımcılığı Ukrayna Savaşı'ndan dolayı Rus sporculara uygulanan ambargoda da görebiliyoruz. Çünkü daha fazlasını Filistin'de uygulayan İsrail'in böyle bir yaptırımla karşılaşmaması sorgulanması gereken bir durumdur.

Ne yazık ki; ABD kendi siyasi ajandasını, ambargolarını ve kara listelerini uluslararası bir spor organizasyonuna dayatmaktan çekinmiyor. Siyasi arenada hesaplaşamadığı ya da boyun eğdiremediği ülkelerin sporcularını, hakemlerini ve taraftarlarını hedef alarak, sporu bir cezalandırma mekanizmasına dönüştürmeye çalışıyor. Bu durum bize gösteriyor ki küresel sistemin kurumları; ne kadar adaletten, barıştan ve kardeşlikten bahsetse de aslında güçlü olanın kuralları koyduğu ve zayıf olanın ise buna tabi olmak zorunda bırakıldığı bir yapıdan ibarettir.