Siyasetin Yeni Kuşağı

Türkiye'nin toplumsal ve siyasal tarihi uzun yıllar boyunca aşılması imkânsız gibi görünen mahalleler ve fikri gettolar tarihidir. Sağ-sol kamplaşması, seküler-muhafazakâr gerilimi, İslamcı-laik tartışması toplumu farklı mahallelere bölmüş, tabilerini kendi fikri gettolarına sıkıştırmış, doğdukları mahallenin ideolojik ve kültürel mirasçıları kılmıştır. Farklılaşan bu kimliklerin aidiyet gücü bireyin siyasal olarak sosyalleşme sürecini belirleyen ana etkenlerdendir. Elbette bu mahallelerin taşıyıcı gücü ailelerin kuşaklar arası aktarımdaki etkinliğidir. Günümüze kadar bu aktarımın bir şekilde azalarak da olsa devam ettiğini görüyoruz. Ancak iletişim ve sosyal medya çağında bu aktarımın ne derece etkili olduğu üzerine düşünmemizde fayda var.

Özellikle Z kuşağı dediğimiz kuşağın bu aktarımdan pek etkilenmediğini söyleyebiliriz. Bu durumu Z kuşağının siyasi refleksleriyle kendini besleyen kuşağın refleksleri arasındaki farkın büyüklüğünden görebiliyoruz. Z kuşağını kendisinden önceki kuşaklardan ayrıştıran en belirgin özellik mahallesinin taşıdığı tarihsel bagajları, kimlik kaygılarını ve sembolik çatışma alanlarını devralmayı reddetmesidir. Muhafazakâr, seküler, milliyetçi veya İslamcı ailelerin çocukları; içinden geldikleri toplumsal kesimlerin tarihsel kriz ve endişeleriyle değil, kendi hayatlarına, gündelik yaşam şartlarına ve belirsizleşen geleceklerine dair somut tehditlerle ilgilenmeyi tercih ediyor.

Önceki kuşakların siyasal bilincini şekillendiren temel motivasyon büyük siyasi anlatılar ve bu anlatıların beslediği endişe ve korkulardır. Bunlar için siyaset devletin niteliği, dinin kamusal alandaki yeri, ulusal kimliğin sınırları veya tarihsel hesaplaşmalar üzerinden yürütülen bir mücadele alanıydı. Seküler kesim yaşam tarzlarının ve Cumhuriyet devrimlerinin tehdit altında olduğu endişesiyle siyasallaşırken; muhafazakâr ve İslamcı kesim kamusal alandan dışlanma, vesayet yapıları ve dinsel özgürlüklerin kısıtlanması korkusuyla konsolide oluyordu. Milliyetçiler içinse devletin bekası ve bütünlüğü her türlü iktisadi ve bireysel önceliğin üzerinde yer alan kutsal bir alandı.

Yeni kuşak tam da bu hesaplaşmaların araçsallaştırıldığı ve ticarileştirildiği bir vasatın içinde büyüdü. Ama ailelerin endişe bagajını devralmadı, çünkü bu kuşak akıllı telefonların ekranlarından dünyayı izleyerek yetişti. Bu yüzden büyüklerin geçmiş mağduriyetlerden beslenen ideolojik dili, gündelik hayatın yakıcı gerçekliği karşısında buharlaşıyor. Dünün kutsal kavgaları, bugünün gençliği için sadece somut sorunların üzerini örten birer kılıf olarak görülüyor. Artık gençler için önemli olan ideolojik vaatler değil, hayatını idame ettirebilecek sosyal şartların oluşması ve geleceğine umutla bakabilmesidir.