İşbirlikçilik, Taassup ve Cehalet

Savaşlar yalnızca cephede yaşanmaz. Hatta çoğu zaman savaşın en derin etkileri cephe hattından uzakta, gündelik hayatın içinde, zihinlerde ve kimliklerde ortaya çıkar. Bugün Ortadoğu'da yaşananlar, İsrail'in saldırgan tutumu, İran'ın direniş hattı sadece askeri bir çatışmayı ifade etmiyor. Aynı zamanda toplumların kendilerini, ötekini ve dünyayı yeniden anlamlandırmasına zemin hazırlıyor. Bu coğrafyayı paylaşan toplumların aynı dine mensup olmasına, çoğunun aynı dili konuşmasına rağmen ortak bir düşmana karşı birlikte hareket edemeyişi üzerine düşünmek gerekiyor.

Tarihin bize söyledikleri ve günümüzde yaşananlar bize gösteriyor ki; bu durumun altında yatan en büyük sebepler işbirlikçilik, taassup ve cehalettir.

İşbirlikçilik meselesi, bu coğrafyanın en ağır ama kimsenin üzerine alınmadığı bir gerçektir. Bu coğrafyaya ait devletlerin ırkçı emperyalizm ile kurdukları stratejik ilişkileri yalnızca diplomatik tercihler olarak okuyamayız. Bu ilişkiler aynı zamanda bölgesel siyasetin yönünü belirleyen bir bağımlılık ilişkisini de işaret ediyor. Kendi rejimlerin devamlılığı ve ekonomik çıkarlar üzerinden kurulan bu bağ, Ortadoğu'daki birçok devletin kendi halklarının tarihsel ve ahlaki iddialarıyla aralarına mesafe koymasına neden olabiliyor.

Meseleyi sadece devletlerin gönüllü ya da gönülsüz bir stratejik tercihi olarak göremeyiz. Asıl sorun bu tercihlerin uzun vadede bir tür siyasal edilgenlik üretmesidir. Çünkü bir devlet halkının tarihsel ve ahlaki iddialarının aksine tavır takındığında kendi inisiyatifini de büyük ölçüde kaybeder. Bu durum, ortak bir İslami ya da bölgesel dayanışma fikrinin zayıflamasına neden olur. Filistin meselesi gibi sembolik önemi yüksek bir konuda bile farklı ve etkisiz tepkilerin ortaya çıkması bu işbirlikçi siyasal aklın sonucudur.

Coğrafyanın parçalanmışlığını sadece işbirlikçilik üzerinden değil, mezhepsel taassubun olumsuz etkisi üzerinden de okumalıyız. Yaşanan taassup hali bu parçalanmışlığın toplumsal düzeydeki karşılığıdır. Mezhepsel farklılıkların bir inanç veya bakış açısı olmaktan çıkıp bir ayrışma aracına dönüşmesi bu coğrafyanın en büyük açmazlarından biridir. Bugün gördüğümüz gibi İran'ın İsrail karşıtı duruşuna mesafeli yaklaşılması, hatta zaman zaman bunun değersizleştirilmesi taassubun nasıl işlediğini açıkça gösteriyor. Bu bakış açısı hem hakikati hem de düşmanı görünmez kılıyor. Mezhep taassubu aslında düşünmenin önüne çekilmiş görünmez bir duvardır. Bu duvar yıkılmadıkça ortak bir bilinç ve birlikte hareket edebilme zemini oluşturmak mümkün değildir.