Güvenli Liman

Toplumlar insanlardan müteşekkildir. Bundan dolayı insanın nasıl hissettiği toplumsal barış ve huzurun sağlanması için önemlidir. Bu huzuru belirleyen iki temel duygu vardır: Güven ve kuşku. Toplumsal ahenk bu duygulardan hangisinin baskın olduğuyla alakalıdır. Güvenin baskın olduğu toplumsal vasatta ünsiyet ve huzur; kuşkunun baskın olduğu toplumsal vasatta ise yalnızlık ve endişe vardır. Önemli bir psikolog olan Erik Erikson'un "Temel Güvene Karşı Güvensizlik" teorisinde belirttiği gibi, insan daha bebeklik çağında dünyayı güvenli bir yer olarak algılamaya başlarsa, ilerleyen yaşlarında da sağlıklı ilişkiler kurma potansiyeline sahip olur, der. Bunun için insanların toplumu algılayış biçimleri hem o topluma yaklaşımını hem de kendi iç dünyasındaki yaşadıklarını belirleyecektir.

Güven duygusu aslında insanın üzerinde taşıdığı bir zırhtır. İnsan böylece kendisini korunaklı hisseder. Ancak güvenin yokluğu boşluk kabul etmez, o boşluğu hemen kuşku doldurur. Kuşku duyan insan, sürekli tetiktedir. Başka insanlara, çevresindeki canlılara ya da hayatın akışına karşı derin bir güven sorunu yaşayan insanın dünyası etrafına görünmez ama aşılmaz duvarlar ören bir zindana dönüşür.

Hayatın kendine has bir işleyişi, bir melodisi ve ahengi vardır. Sabah uyanıp işe giderken, sokakta yürürken, bir esnaftan alışveriş yaparken ya da akşam eve dönüp komşuya selam verirken farkında olmadan bir güven sözleşmesine imza atılır. Bu sözleşme, yazılı olmayan ama toplumun işlemesini sağlayan en temel kuraldır: "Ben sana zarar vermeyeceğim, sen de bana zarar vermeyeceksin." Efendimizin, "Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kişidir" sözü bu sözleşmenin bir karşılığıdır aslında.

Bu iki kavramı siyasetin penceresinden değerlendirdiğimizde toplumsal hayat için önemini daha iyi anlamalıyız. Siyaset aslında güvenin ve kuşkunun kurumsallaştırılmasındaki başarıya göre toplumda kendine yer edinir. Devletlerin varlığı bu iki duygunun ne anlamda kurumsallaştığıyla alakalıdır. İnsan insanın kurdu mudur yoksa insan insanın yurdu mudur Siyasetin bakış açıları, egemenlik anlayışları, meşruiyet tercihleri bu iki zıtlığın tercihine göre değişmektedir. İnsan insanın kurdudur anlayışı kurumsallaşmış kuşkuyu o da beraberinde meşruiyetini güçten alan otoriter bir siyaset yapma biçimini ortaya çıkarır. İnsan insanın yurdudur anlayışı kurumsallaşmış güveni o da beraberinde meşruiyetini rızadan alan insan merkezli siyaset yapma biçimine götürür.