Duyarlı Olmanın Ahlâki Karşılığı

İnsan bağımsız bir özne ve özgür bir şahsiyet olmasına rağmen; aynı zamanda içinde doğduğu, büyüdüğü ve yaşadığı toplumun da bir parçasıdır. Ama çağımızın fısıltıları bu parça olma halini insan üzerine bir yük gibi gösterebiliyor. Ya da insana bu parça olma halini unutturuyor. Kendisini hayatın merkezine koyan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü varsayan ve toplumu sadece kendi arzularını tatmin eden bir araç olarak gören çağımız insanı için toplumsal yaşamın gerekleri göz ardı edilebilmektedir. Ortak bir yaşamı paylaşmak; ötekinin varlığını en az kendimiz kadar önemsemekle, onların sınırlarına saygı duymakla ve daha da önemlisi onların acısına ortak olmakla mümkündür. İster buna empati diyelim istersek başkasının dertleriyle dertlenmek diyelim; bir şekilde toplumsal meselelere karşı duyarlı kalabilmek önemlidir.

Birlikte yaşayabilme imkânı her insan için bir nimettir. Ancak bu nimetten pay alan her fert onun getirdiği külfetleri, sorumlulukları ve acıları da omuzlamakla yükümlüdür. Bir başkasının yükünü hafifletmek, bir yaraya merhem olmak, bir zulme karşı durabilmek ya da mazlumlara ses olabilmek toplumsal barışın lüksü değil, varlık şartıdır. Bu yüzden her bir fertten asgari düzeyde bir toplumsal duyarlılık beklemek, insan olmanın en doğal hakkı ve ödevidir.

Herkesin aklına şu soru gelebilir: Günümüzde sosyal medyanın varlığı bu duyarlılığın fazlasıyla gösterilmesine vesile olmuyor mu

Elbette sosyal medyanın gücü yadsınamaz. Ancak sosyal medyada sergilenen yüksek sesli reaksiyonlar, aslında derinde yatan bir kayıtsızlığı, sistematik bir hissizleşmeyi maskeliyor olabilir. Sergilediğimiz her "duyarlılık" gösterisi, arka planda daha büyük bir "duyarsızlığı" besleyen bir hal alabilir. Bu durumu turnusol kâğıdında test etmeden anlayamayız. Hayatımızdaki en büyük turnusol kâğıdı da eylemlerin özne ile nesne arsındaki ilişkisinde yatıyor.

Meseleyi buradan ele aldığımızda bir acıya, bir haksızlığa ya da toplumsal bir soruna verdiğimiz tepkinin niteliğini belirleyen kıstas nedir Eylemin mahiyeti mi yoksa özne ile nesnenin kimliği mi

Normal olan bir eylemin iyi veya kötü olma halinden hareketle tepkisel bir duruş gösterilmesidir. Örneğin adaletsizliğin kendisine duyulan bir öfkenin olması ya da mağduriyete karşı şefkatin beslenmesi gerekir. Ama günümüzdeki sosyolojik kırılmalar nedeniyle öznenin veya nesnenin kimliği, sorunlara karşı duruşu da etkiliyor.