Yazar, ABD-İran ateşkesini yalnızca askeri açıdan değil, psikolojik kazanımlar üzerinden analiz ediyor: Müslümanların teslimiyetçilikten uzaklaşması, mağduriyetin pasiflik anlamına gelmemesi ve jeopolitik gücün farkına varması. Ancak bu bilincin kalıcı olup toplumsal eyleme dönüşüp dönüşmeyeceği soru işareti olarak kalıyor.
Günümüzde savaşların geri dönüşümünü sadece yıkımlar üzerinden okuyamayız. Sonucun arka planında yatan psikolojik çıktıları da dikkate almamız gerekiyor. İran ve ABD arasında süregelen savaşın şimdilik ateşkesle sonuçlanması psikolojik olarak kime ne sunmaktadır Bu soruya verilecek cevap galip ya da mağlup gözükmenin de seyrini değiştirecektir. Bu açıdan baktığımızda ateşkesin İran açısından ve daha geniş anlamda Müslüman toplumlar açısından doğurduğu psikolojik kazanımları mutlaka dikkate almalıyız.
Bu kazanımlardan en önemlisi ırkçı emperyalizmin saldırgan tutumuna karşı direnişin hâlâ bir imkân olarak varlığını sürdürmesidir. Savaş sürecinde yaşananlar Müslümanların duygu dünyalarında son zamanlarda büyüyen teslim olma haline karşı önemli bir darbe olmuştur. Bölgeye daha önceki ABD saldırılarında görülen tek taraflı güç gösterisinin aksine İran savaşı sırasında; ABD'nin diplomatik çözüm arayışlarına girmesi ABD özelinde ırkçı emperyalizmin yenilemeyeceği imajını büyük oranda sarsmıştır. Gücün sadece ateşli silahlardan ibaret olmadığını; süreci yönetmenin, sabrın, inancın ve coğrafyanın imkânlarının da aslında birer güç olduğunu hepimiz gördük. Bundan sonra bu gücün sahiplerinin teslimiyetçi politika izlemelerinde halklar tarafından hiçbir mazeret geçerli görülmeyecektir.
Daha fazlasını keşfedinGazete AboneliğiHaber arşivi
Kitaplar politika tarih
Bir diğer kazanım ise mağdur olmanın yenilgiyle sonuçlanmak zorunda olmayacağı inancının yerleşmiş olmasıdır. İran'a yapılan saldırılarda yaşanan mağduriyetler teslim olmayla değil, direnişle karşılık bulmuştur. Bu durum bize şunu gösteriyor ki, hem mağdur olup hem de stratejik hamlelerle güçlü tarafta olabilirsin. Bu gerçeğin fark edilmesi toplumların algılarına yönelik iletişim dilinin buna göre kurulmasını sağlamıştır. Diğer toplumlar İran'ın bu savaşın mağdur tarafı olduğunu görürlerken aynı zamanda savaşın güçlü olan tarafı olduğunu da fark ettiler. İran bu duruşuyla mağdurların önemli bir mazeretini ellerinden almıştır. İran'ın hem mağdur olup hem de aktif direniş gösterebilmesi mağduriyetin atalet üretmemesi gerektiğini göstermiştir.
Psikolojik kazanımlarla ilgili son olarak şunu söyleyebiliriz ki; Müslümanlar devletlerarası ilişkilerde hep nesne olmaya mahkûmdu. Uluslararası arenada alınan kararlara muhatap olsalar bile karar verici olamıyorlardı. Bu durum savaş süreciyle birlikte özne olma bilincini getirdi. Çünkü Müslüman toplumlar ellerindeki jeopolitik gücün farkında ya da stratejik gücü kullanma bilincine sahip değiller. Ama İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatarak yaptığı jeopolitik hamle Müslümanların bu coğrafyanın imkânlarıyla neler yapabileceğini göstermiştir. Bu bilincin artık bu coğrafyanın nimetleriyle ırkçı emperyalizme konfor şatoları üretmekten vazgeçilmesi için farkındalık oluşturur diye ümit ediyoruz.

3