Özellikle 2000'lerden itibaren '8 Mart Dünya Kadınlar Günü' kutlamaları başladığında hayalim 'Kadın -Erkek Eşitliği Günü'ne evrildiği bir dünyaydı. Ancak nasıl ve neden başladığı, yıllar içinde geçirdiği dönüşüm, günümüz verileri bunun bize henüz mümkün olabileceğini söylemiyor.
Birçoğumuzun bildiği gibi ilk 'Kadınlar Günü' etkinliği 28 Şubat 1909'da Amerika'da kadın işçilerin oy hakkı ve çalışma koşullarına dikkati çekmek için düzenleniyor.
İlk uluslararası duruş ise 1910 yılında Kopenhag'da gerçekleşen 'Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda Clara Zetkin'in kadınlara adanmış uluslararası bir gün ilan edilmesi önerisiyle somutluk kazanıyor.
İlk geniş katılımlı kutlamalar ise 19 Mart 1911'de Almanya, Avusturya, Danimarka ve İsviçre'de düzenleniyor.
8 Mart'ın önce Sovyetler Birliği'nde sonra da küresel olarak benimsenmesinin ardında ise 1917 yılında Çarlık Dönemi Rusya'sında başlayan kadın tekstil işçileri grevinin bu tarihte başlaması yatıyor.
1975 yılında da Birleşmiş Milletler tarafından resmen tanınıyor ve her yıl tematik bir başlıkla destekleniyor.
Bugün 100'den fazla ülkede çiçek verme geleneğinden toplumsal cinsiyet eşitliğine, ücret farkından temsil oranlarına odaklanan yürüyüş ve panellere uzanan çeşitlilikte kutlanıyor...
TÜRKİYE'DE NASIL GELİŞTİ
Türkiye'de ilk 8 Mart etkinliği 1921yılında 'Emekçi Kadınlar Günü' adıyla yapılıyor.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında kitlesel olarak kutlanan bir güne dönüşemiyor. 1970'lerde kadın ve sol hareketin güçlenmesi, 1975'te BM'nin 'Kadın Yılı' ilanıyla etkinlikler artıyor.
1980-1983 yılları arasında gösterilerin yasaklanmasıyla duraklasa da 1984 yılından sonra yeniden feminist gruplar tarafından kamusal alana taşınıyor.
1987'deki 'Dayağa Karşı Yürüyüş' dönüm noktası oluyor.
Başlangıçta emek eksenli, feminist kimliği belirgin bu özel gün 2000'lerden itibaren, kurumsallaşıyor.
Toplumsal cinsiyet politikalarıyla bağlantılı, ideolojiler üstü, insan hakları çerçevesinde sivil toplum hareketi olarak hem sembolik hem de politik bir güne dönüşüyor.
Ancak bu, Kadınlar Günü'nün metalaşma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Pazarlama guruları 8 Mart'ı fırsata çevirirken şirketler de 'Yönetim Kurullarında Kadın' oranlarını, eşit ücret politikalarını anlatıyor, yapısal sorunlar genellikle göz ardı ediliyor.
Ve her alanda 'kadın-erkek' eşitliğini hedef alan gün; çiçek satışları patlaması, romantik yemeklerle feminist teorisyenlerin tanımıyla 'pembe kapitalizme' dönüşme, sorunların çözümü yerini anlık mutluluklara bırakma riskini içinde barındırıyor.
Henüz kadın erkek eşitliği beklentimizin çok uzağında olsa da dileğim hem ülkemizde hem de dünya genelinde kadınların ayrımcılığa, şiddete maruz kalmadan yaşaması, kadın cinayetlerinin son bulması ve kadının adının olması...
PEN DUYGU ASENA ÖDÜLÜ ZEYNEP ORAL'A...
1970'li yıllarda gazeteciliğe başlayan, yazıları, kitapları ve duruşuyla feminizm ve kadın hakları dendiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Duygu Asena, 2006'da henüz 60 yaşındayken aramızdan ayrıldı.
Pen Türkiye 2007 yılından bu yana onun anısına 'Duygu Asena Ödülü' veriyor.
2026 Pen Duygu Asena Ödülü bu yıl gazeteci, yazar, tiyatro eleştirmeni Zeynep Oral'a verildi.
PEN Yazarlar Derneği'nde çalıştığı yıllar boyunca Uluslararası PEN Kadın Yazarlar Manifestosunun hazırlanmasına yardımcı olan, Türkiye PEN Duygu Asena Ödülü'nün kurumsallaşmasını sağlayan Zeynep Oral'ın bu ödüle layık bulunması, çok sevdiğim saydığım, feminizmi içselleştirmiş iki ismin yan yana gelmesi tüm arkadaşları, okuyucuları gibi beni de çok mutlu etti.

4