Özgün, gerçek, lezzetli...

1994'te şef Fergus Henderson'un yönetiminde açılan St. John, İngiltere gastronomisini, kurguladığı konsept ve mutfak anlayışıyla yönlendiren en etkili restoranlarından biri kabul edilir.

'Nose-to-tail' felsefesiyle, ülkesinde unutulmaya yüz tutmuş tüm sakatatları kullanmaya başlayarak, İngiliz mutfağının geleneksel tariflerini 32 yıl önce yeniden restoran mutfaklarına sokar. 'Fine dining' anlayışını değiştirir.


Kısa sürede yalın dekorasyonu, malzemenin ön planda olduğu mutfağıyla gerçek yemek arayanların buluştuğu bir lezzet durağı olur.
St. John Smithfield'in şöhreti ülke sınırlarını aşıp dünyanın en iyi restoranları arasına girer. Ardından sıra daha erişilebilir fiyatlı ama Fergus Henderson anlayışını da yansıtan St. John Bread and Wine adlı ikinci mekâna gelir.
Birkaç yıl önce de St. John Marlylebone adıyla yine klasiklerine yer verdiği, gösterişten uzak birkaç masalı ve özellikle öğle yemeklerinde çok popüler üçüncü yerini açar.

Haberin Devamı


Kemik iliği, kuyruk, dil, böbrek, tavuk ciğer, yürek, beyin, morina yumurtası gibi sakatatlar ve mevsimsel sebzelerle harmanlanan, her biri birbirinden lezzetli tabaklarını hangi restoranını seçerseniz seçin deneyimleyin derim...

Fransız-Japon füzyonu

Son Londra seyahatimde gittiğim bir diğer restoran da bu kez konakladığım Mayfair semtindeki Bar des Pres oldu.
Fransız şef Cyril Lignac'ın Paris'te açtığı, sade lüks tarzını benimsemiş, sıcak ve samimi Fransız-Japon füzyon mutfağı sunan restoranının ilk yurtdışı ayağıymış.


Bana göre menü şefin imza yemekleri de olmak üzere Japon mutfağının yalınlığından daha çok etkilenmiş.
Suşi çeşitleri ve sashimi'leri çok başarılı. Miso ile karamelize black cod, satay beef fillet de damakta tat bırakan tabaklardı. Ama tatlılarda Fransız etkisi baskın, ikisi de çok isabetli olmuş.
Çalışanların zarafeti içten ama mesafeyi koruyan yaklaşımı, servisin aksamaması da çok iyiydi. Akşamüstleri ya da yemek sonrası bar olarak da tercih edilen mekân kokteylleriyle de ünlü.

Haberin Devamı


Tam bir buluşma noktası olan mekânın taşınma haberini de vermiş olalım. 2021 yılında Doğuş Hospitality/d.ream'in marka ortaklığıyla hayata geçirilen Bar des Pres London 5 yıl sonra mekân değiştirip yeni yerine taşınıyor ve 7 Mayıs'ta 41 South Audley Street'te kapılarını açıyor...

63 yıllık sosyal kulüp

İngiliz aristokrasinin müdavimi olduğu, Londra'nın ilk özel üyelikle girilen kulüplerinden biri olan, Mark Birley'in eşi Lady Annabel Vane'nin adını verdiği Annabel's, 1963 yılında açılmış. Yıllar içinde sahipleri ve yeri değişse de yoluna en güçlü network ve statü mekânlarından biri olarak devam ediyor.


Londra'da yaşayan arkadaşımız Arda Sayıner'in davetiyle gittiğimiz Annabel's'in koyu renk takım elbise ve kravat zorunluluğu ilk yıllarında olduğu gibi katı olmasa da spor ayakkabıyla ve ceketsiz girilmiyor.
Mayfair'de görkemli bir tarihi binada yer alan kulübün dekorasyonunu ünlü tasarımcı Martin Brudnizki üstlenmiş. Her katında bulunan ünlü ressamların yapıtları, değerli antikaları, minimalist birkaç bölümünü bir yana koyarsak; mekân en çok bir çiçek bahçesini andıran rengarenk, tropik ağaçlar ve egzotik kuş mozaikleriyle bir orman içinde olduğunuz hissi veren, doğadan etkilenen, eklektik dekorasyonuyla adeta bir tiyatro sahnesi gibi akılda kalıyor.