Ne kahve ne de çay ilk olarak Anadolu topraklarında yetişmiş ve içilmeye başlanmış olsa da ikisinin de ritüelleri ve hazırlanma yöntemleri tamamen bize özgü ve başka hiçbir ülkeye benzemez.
Kahve ile bu topraklarda ilk tanışma 16'ncı yüzyıl başlarında olur. Yemen'den gelen kahve, kısa sürede saraylardan evlere kadar ikram edilen en değerli içeceğe dönüşür. 1550'lerden itibaren İstanbul'da kahvehaneler açılmaya başlar, zaman içinde tüm ülkeye yayılır.
Sevinçten hüzne tüm ruh hallerine eşlik etmesinden, dostlukların kurulmasındaki payından, kız istemekten dibinde kalan telvesine bakıp geleceği okumaya uzanan törenselliğiyle bizim vazgeçilmezimiz olmasının yanı sıra uluslararası arenada da tanınırlığı, bilinirliği artar. 40 yıl hatırı olan bir fincan kahve 2013 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültür Mirası listesine girer.
Ülkemizin, bir diğer vazgeçilmezimiz çayla tanışmasıysa 19'uncu yüzyıl sonunda olur. 1924'te Doğu Karadeniz'de çay tarımını destekleyen yasanın ardından çay üretimi başlar, fabrikalar kurulur. İnce belli bardaklarıyla kahvaltıdan başlayarak günün her saatinde içilir. Dostluk, paylaşım ve sohbetin simgesine dönüşür. Ve Türkiye kısa sürede dünyada en çok çay içilen ülkeler arasında yerini alır.
Ancak son 10 yıl içinde geleneklerinin sürdürülmesinin yanı sıra değişimler de yaşanır. Deneysel kahveler ve çaylar son yıllarda önemli bir trend haline gelir. Günümüzde, genç kuşak her ikisini de yaşam tarzı ürünü olarak görüyor, hikâyelerini merak ediyor. Farklı demleme yöntemlerini deneyimlemek istiyor. Ben de hafta içinde alanlarının öncülerinden iki yerli markanın yaratıcısı girişimciyle bir araya geldim ve hikâyelerini dinledim.
Çay kültürümüzü dünyaya taşımak istiyoruz
Ortak bir arkadaşımız geçtiğimiz yıl mayıs ayında raflara çıkan Teakina soğuk çaylarının ilginç hikâyesinden söz edince kurucusu Mehmet Ali Şimşek ile bir araya geldik.
Mehmet Ali Bey, Rize kökenli, Ankara'da yaşayan annesi babası dışında tüm aile üyelerinin yeme-içme sektöründe çalıştığı bir ortamda büyümüş. Kendisi de Hacettepe Üniversitesi'nde Turizm ve Otelcilik eğitimi almış. 2004 yılında da çocukluk hayali olan New York'a yerleşmiş.
Ardından da sıra, "Burada ne yapabilirim"e gelmiş. İlgisi, hiç bilmediği bir alan olan, aşçılık gibi ama içecekler üzerinden yaratıcılık gerektiren miksolojiye kaymış. 2008 yılında sonradan ortak olduğu arkadaşıyla Türk mezelerinden ilham alan Amerikan tarzı miksoloji odaklı bir yer açmışlar.
Her şey çok güzel giderken, New York Magazine mekânı keşfedip tanınmasını sağlamış. Ancak bir yandan da olumsuzluklar peşlerini bırakmamış. Neredeyse her yıl bir doğa afetiyle karşılaşmışlar. 4 yılları açılıp kapanmalarla geçmiş.
Tam "Benim bu işten para kazanma şansım yok" dediği günlerde başka bir arkadaşı "Ben de bu işin içinde olmak istiyorum" diyerek ortak olmuş. Dekor, menü derken yenilenip mahallenin ev gibi sıcak bir buluşma mekânına dönüşmüşler.
Hatta başlangıçta kim olduğunu bilmedikleri Courtney Love müdavimleri arasına girmiş. New York Times'ta "Ünlülerin takıldığı mekân" olarak yer almaya başlamışlar. 10 yıl huzurla geçmiş ama yorulunca sağlığı bozulmuş, Türkiye'ye gelip kontrollerini yaptırmış, ardından Los Angeles'ta dinlenmeye karar vermiş.
Bu süreçte, ortağıyla çay içerken Rize çayıyla bir şey yapmaya karar vermişler ve babasından organik çay istemiş. Demledikleri çayı soğuk olarak kavanozda servis etmişler ve ilk denemeleri çok beğenilmiş.
Başlangıçta işler iyi gitmiş ama bir süre sonra ambalaj, tedarik ve lojistik sorunları yaşamış, çalışan bulmakta zorlanmışlar. Türkiye'de teşviklerden haberdar olunca Çağatay Ulusoy ve Engin Aykanat ortaklığında Teakina markasını kurmuşlar.
Ankara'da üretim hattı oluşturup Rize çayını gerçek bitki ve baharatlarla harmanlamışlar, şimdilik beş farklı çeşit geliştirmişler ve ürünlerini market raflarında satışa sunmuşlar. Ayrıca bu ürünler miksoloji alanında da kullanılmaya başlanmış.

6