İki hafta önce Alaçatı'dayken sekiz yıldır burada yaşayan arkadaşım Özlem Gülses'e bu akşam nereye gitsek diye sorduğumda, önerisi hiç duraksamadan "Eğer gitmediysen Papazz" oldu.
Yer ayırtalım deyince de "Gel, birlikte gidelim. Çok ilginç biridir; seveceğini düşünüyorum. Önce bir tanış, sonra da akşam için yer ayırtırız" diye ekledi.
Klasik bir Rum mimarisi taş binanın kapısından içeri girip begonvil ve limon ağaçları arasındaki bahçesine geçtik. Orta yaşlarda bir bey oturmuş bezelye ayıklıyordu. Bir başka masada oturan hanım da -gündüzleri yardıma geliyormuş- çok zor bir iş olan minik bamyaların özenle temizliyordu.
Mekânın sahibi Murat Bey bizi son derece zarif karşıladı. Tanışma faslından sonra laf lafı açtı, geçmişten bugüne keyifli bir o kadar da bilgi dolu bir sohbet yaptık. İşinizi engelledik, akşam da konuşuruz dediğimde, "Akşam vaktim olmaz, bir servis elemanımız var, ben de hem mutfakta hem de dışarıdayım" cevabını aldım.
DÖRT KUŞAK ALAÇATILI
Murat İleri dört kuşaktır ailesine ait şimdi restoranı olan 150 yıllık evde doğup büyümüş. İş yaşamına turizm sektöründe çalışarak adım atmış. 2016 yılında eşi Sebla Hanım'la birlikte aslına uygun restore ettikleri evinde hobisini mesleğe çevirmiş. Adına gelince, halk arasında 'Papaz'ın evi' olarak anıldığı için de Papazz olarak seçmiş.
Papazz akşam gün batarken başka bir boyuta geçiyor.
Sohbeti bol kalabalık masaları, tezgâhı boydan boya kaplayan göz alıcı domates tabakları, hoş geldin diyen Sebla Hanım ve yazları serviste yardım eden, aşağıda çok ilginç bulduğum hikâyesini anlattığım kızları Serra ile.
O gün sabah erkenden beğenip aldığı malzemelerle içinden geldiği gibi hazırladığı bezelyeli bakla, börülceli bamya, saganaki, kimselere elletmediği pembe domatesleriyle yaptığı kırmızı soğanlı salata, hamsi tava ve yanınla pilavıyla ağır ateşte pişmiş oğlak ve sakızlı muhallebinin tadı hâlâ damağımda.
Şarap kavı da çok isabetli seçimlerden oluşuyor. Murat Bey artık yoruldum dese de daha nice 10 yıllara diyelim...
BİR KÖKLERE DÖNÜŞ HİKÂYESİ
İzmir'de Saint-Joseph Lisesini bitirdikten sonra İngiltere'de Durham Üniversitesi'nde pazarlama eğitimi alan Serra İleri dönünce 10 yıl kadar Çeşme'deki aileye ait İleri Hotel & Surf İnn Restaurant'ta resepsiyondan başlayarak ağırlama sektörünün her alanında çalışmış.
Ardından da ailenin 20 yıl önce satın aldığı 270 dönümlük Ağanbey Zeytinliğinin yönetimini üstlenmiş. Bu arada zeytinyağı ve şarap eğitimleri, sertifikaları almış. Çiftliğin yanı sıra Cape Town, Berlin, Portekiz, Meksika'da şarap üretim tesislerinde bağ turizmi, otelcilik ve pazarlama operasyonlarında çalışmış.
Serra, "Ağanbey benim için çiftlikten çok daha fazlası bir köklerine dönüş hikayesi ve bu hikâye pandemide arkadaş çevresine hazırladığım sofralarla başladı" diyor. Yıllarca dünyayı dolaşmış farklı kültürlerle, farklı mutfaklarla tanışmış ama her geri dönüşünde benim hikâyem burada kendi toprağımda diye düşünmüş.
Şimdi seyahatleri boyunca tanıştığı, birlikte çalıştığı şef arkadaşlarıyla 'Chefs Sans Frontiers' adlı bir yapı kurmuşlar. Farklı ülkelerden şefleri Ağanbey'e davet edip onlara Ege mutfağını, bu coğrafyayı tanıtırken karşılığında onların bilgisini, bakış açısını yerel gençlerle buluşturuyorlarmış. Fransız şef Thais'le kendi mutfak geçmişlerinden beslenen, Akdeniz'in Ege ve Marsilya bölgelerini buluşturan samimi bir sofra kurmuşlar.

13