Geçen hafta sonu sakin bir aile tatili için birkaç yıldır gitmediğimiz Amsterdam'a gittik. Çoğunlukla seyahatlerimizde araba kiralayıp şehir dışında kalmayı, büyük bir kente en fazla bir gün ayırmayı tercih ederdik.
Ama bu kez kenti ilk kez görecek ablam da bizimle olduğu için merkezde kanal kıyısında Hotel Estherea'da konakladık.
Odalarımız muhteşem kanal manzarasına sahip olsa da normal bir odanın yarısı ölçülerindeydi. Tarihi bina şartlar böyle gerektirir, ilk günden canımızı sıkmayalım deyip pek önemsemedik.
Kent turumuza başladık.
Ertesi sabah kahvaltıda ikinci hayal kırıklığını yaşadık. Oda numaralarımızı söyleyip yerimize otururken kapıdaki görevli hanım kaba bir dille sadece 45 dakikamız olduğunu söyledi.
Zaten açık büfe o kadar sıradan, servis o kadar nezaketten uzaktı ki yarım saat bile olmadan kalktık. Ertesi gün de kahvaltımızı dışarıda başka bir yerde yaptık.
Akşam yemeği için önceden yer ayırttığımız, otelimize birkaç yüz metre uzaklıkta ve geleneksel Hollanda mutfağının iyi temsilcilerinden olan tarihi d'Vijff Vlieghen'e tam saatinde gittik.
Yemeklerimizi ısmarladık, içeceklerimizi söyledik.
Yemeklerimiz hiçbir açıklama yapılmadan tam bir buçuk saatin ardından ancak birkaç kez hatırlatma yaptıktan sonra geldi. Sanıyorum unutulduk. Neyse ki yemeklerde sorun yoktu, gerçekten de türünün iyi örneklerindendi. Ayrıca açık mutfakta çalışanların ve servisin ağırlığı da görülmeye değerdi.
Ertesi akşam Yotam Ottolengi'nin bu yılın başında açtığı ilk restoranına gitmek istedik ancak en erken bir hafta sonrasına o da sadece 17.30'a rezervasyon yapılabiliyordu.
Bir başka sefere deyip, servisin hızlı ve düzenli, yemeklerin lezzetli ve güvenilir olduğunu bildiğimiz, hayal kırıklığına uğramaya-cağımızı düşündüğümüz The Sea Food Bar'da karar kıldık.
Gerçekten de turistik bölgede olmasına ve tüm kalabalığına karşın servis hızından kalitesine, deniz ürünlerinin tazeliğinden balıkların lezzetine keyifli bir akşam geçirdik ve mutlu ayrıldık...
NERELERE GİTMELİ
Geçmiş yıllardaki deneyimlerimle karşılaştırdığımda Amsterdam'ın yeme-içme sahnesinin hareketlendiğini, fine dining şef restoranların sayısının arttığını, gastronomik açıdan güçlendiğini söyleyebilirim ama servis ve misafirperverlik anlayışı turistik bölgelerde çok sorunlu.
Biz bu kez fiziki koşullar nedeniyle merkezde kalmayı seçtik fakat kendi adımıza çıkardığımız ders ve önerimiz merkezin dışında kalmak.
Turistik bölgedeki oteller ederinin çok üstünde pahalı.
Restoran önerilerime gelince De Kas, de Silveren Spiegel, Gebr. Hartering, Choux ve Breda gibi gastronomik deneyim yaşatacak yerlere çok önceden yer ayırtıp gitmek...
AH GÜZEL İSTANBUL

16