Telefondaki ses

45 yıllık öğretmenlik hayatımda geçmişime dönüp artılarımı ve eksilerimi düşündüm. Vicdan terazimde, bıçak sırtı gibi bir hayattan geçtiğimi hissettim.

İlk defa öğretmenlik mesleğine 1979 yılı Mart ayının başlarında başladım ve beşinci sınıfı okuttum. Üç ay okuttuğum öğrencileri o yıl mezun etmiştim. O günlerde nasıl bir öğretmenlik yaptığımı pek hatırlamıyorum.

45 yıllık bir çalışmadan sonra emekli oldum. Böylece öğretmenlik mesleğim fiilî olarak sona ermişti. Yarım asra yakın bir çalışmanın sonunda geçmişime bir yolculuk yaparak "Nerede yanlış yaptım" diye düşündüğüm zamanlar oluyordu. "Neleri iyi yaptım, neleri kötü yaptım" diye düşünüyorum. İçimdeki iki soru, boğazıma takılan bir kılçık gibi beni rahatsız ediyordu.

Bir gün telefonumda kayıtlı olmayan bir numara beni aradı. Kim olduğunu sorduğumda, adını soyadını söyleyerek öğretmen olduğum ilk yıl okuttuğum beşinci sınıf öğrencilerimden biri olduğunu söyledi. Sosyal medya hesabımdan mail adresimi bulmuş ve beni aramıştı. Öğrencim emekli olmuş, elli beş yaşını geçmişti.

"Öğretmenim..." dedi ve kendini tanıttı.

Biraz durdum ve onu sanki dün görmüşüm gibi hatırladım. Temiz, saf, içten, gösterişsiz ve berrak bir su gibi candan bir sesle beni unutmadığını ve hep saygıyla yâd ettiğini söyleyince, bütün bedenimde bir elektriklenme oldu. Ben de o günlere, yirmili yaşlarıma gittim. Gençliği ve idealizmi yaşadığım köydeki hayatıma geri dönüşü yaşıyordum. Gerçekten çok zaman geçmişti.

İlk öğretmenliğimde nasıl bir öğretmendim O körpe fidanlara zarar vermiş miydim Bunu çok merak ediyordum.

Telefondaki ses: "Öğretmenim, sen bizi seviyordun. Yüreğimde, yüreğimi incittiğin hiçbir güzel olmayan sözün yok. Hep sevgiyle seni kalbimde hissettim." dedi.

Telefondaki konuşmadan sonra uzun bir süre kendime gelemedim. Bir müddet gözlerimden mutluluk gözyaşları döküldü. Sene sonunda karnesinde çok iyi notlarını gören öğrenci gibi çok sevinmiştim. Telefondaki ses beni benden almıştı.

Ben de 45 yıl geçmişe giderek ilk ders verdiğim sınıfa gittim ve on, on bir yaşındaki o saf, temiz çocukları hayal ettim. O körpe yürekleri, o temiz duyguları yeni fırından çıkmış taze ekmek gibi yaşıyor gibi hissettim.

Öğrencilerimi düşündüm. Kimleri hatırlıyordum oğunun hayalini bile kuramıyordum. Ama onlar beni unutmamıştı. Yaptığım davranışlarla, yürek kumbaralarında birkaç iyi sözüm ve davranışım kalmıştı.