"Risale-i Nur'u dünya okuyacak"

Mehmet Ali Taşlıca 1935 yılında Eskişehir lisesinin bünyesinde bulunan ortaokulda birinci sınıfına başladı.

Okul hapishanenin karşısındaydı. Mehmet Ali okula giderken hapishanenin girişindeki kalabalık sürekli dikkatini çekerdi. Bazı günler 20-30 kişilik gruplar halinde uzun bir zincire elleri ikişerli kelepçelenmiş kişileri görürdü. İki taraflarında mavzerlere süngü takılmış jandarmalar gözetiminde Ağır Ceza Mahkemesine götürülüyorlardı. Haklarında "idam edilecekler" diye konuşuluyordu. Mehmet Ali her seferinde gördüğü bu manzara karşısında üzülür: "Allah kurtarsın" derdi. O zaman hapishane önünde elleri kelepçeli insanların kim olduğunu bilmiyordu.

Mehmet Ali büyüdü aradan 20 yıl geçti. Eskişehir–Sivrihisar Caddesi Yıldız Oteli karşısındaki Gürgenci Pasajında trafik plâkacılığı işini yapmaya başlamıştı. Sonraki zamanlarda maneviyata yöneldi, sakal bıraktı. Dinî kitaplar okudu ve güvenebileceği, sığınabileceği bir rehber aradı.

Bir gün dükkânının olduğu pasajda şezlonga yaslanmış kitap okuyordu. Bir dostu yanına geldi. Kısa bir süre sonra karşı komşunun da yanına birileri geldi. Komşuları Mehmet Ali ile arkadaşını yanlarına davet ettir. Gittiler ve aralarında koyu bir sohbet başladı.

Mehmet Ali ve arkadaşını davet eden Hacı Şuayip Tabakçı, Mehmet Ali'ye: "Maşallah seni ya çalışır ya da elinde bir kitap okuyor olarak görüyorum. Anlaşılıyor ki okumayı seviyorsun, Bediüzzaman'ın Risale-i Nur kitaplarından okudun mu" dedi. Mehmet Ali :"Hayır!" diye cevap verdi. Hacı Şuayip "Eğer o eserleri okursan problemlerini çözer, her sorunun cevabını bulursun" dedi. Mehmet Ali'nin arkadaşı "Risaleler nerede satılıyor biliyor musun" dedi. Sonra birlikte kalkarak Saatçi Şükrü ve Muhiddin kardeşlerin dükkânlarına giderek risale satın aldılar.

Mehmet Ali sonraki zamanlar hem risaleleri okudu hem de derslere devam etti. Bu süre içinde Nur talebeleri de ona yardımcı oldular. Risaleleri okudukça kafasındaki soruların cevaplarını buldu. Risaleler her konuyu ispat yoluyla akla uygun anlatınca okumalara devam etti ve dersleri de hiç aksatmadı.

Aradan yıllar geçti. İçindeki Bediüzzaman'ı görmek arzusu büyüdükçe büyüdü. Bir gün pasajdan caddeye çıkarken Yıldız otelin önünde bir kalabalık gördü. Sordu, Bediüzzaman'ın geldiğini söylediler. Her taraf polislerle çevrilmişti içeriye kimseyi almıyorlardı. Mehmet Ali onu görmek istiyordu. Kalabalığın içine daldı. Kapıda Ceylan alışkan vardı. Ona Bediüzzaman'ı görmek istiyorum" diye ricada bulundu. Ceylan alışkan, "Saat 12'de Ankara yolu üzerinde Sanayi arşısı mevkiinde bekle" dedi.