Risale-i Nur eserleri1946 yılına kadar elle çoğaltılırdı.
Hizmetler bu şekilde aralıksız yürütülürken, Nafiz elebi'nin oğlu Selahattin elebi İstanbul'da dükkânına mal almaya giderken bir iş yerinde teksir makinası görür. Makinanın bir dakikada yüz sahife bastığını öğrenince hemen makinayı satın alarak İnebolu'ya getirir. İlk defa, Yedinci Şua olan Ayetü'l-Kübra Risalesini teksir makinesiyle basarak çoğaltır. Ardından Selahattin elebi ilk baskıyı Bediüzzaman'a götürür. Bu duruma çok sevinen Bediüzzaman eserin sonuna, "Ya Rabbi! Bir kalemle beş yüz nüsha yazan Nazif elebi ve mübarek yardımcılarını Cennetü'l-Firdevs'te mes'ûd kıl" diye yazar.
Daha sonra Tahiri Mutlu Isparta'nın Sav köyüne teksir makinesi getirir. Sonraki yıllarda Abdulkadir Badıllı Urfa'ya teksir makinesi kazandırır.
Selahattin elebi teksir makinesini İnebolu'ya getirdiği zaman Nur talebeleri teksir işini büyük bir tedbir ve gizlilik içinde yaparlar.
Bu gizlilik devam ederken bir gün risalelerin ismini duyan Nafiz elebi'nin bir dostu yanına gelir, bir risale alıp okumak ister. O sırada teksir kâğıtları evin her tarafına yayılmış olduğundan kendisine: "Kardeşim seni şimdi içeri alamam, ev müsait değil" der. Dostu risaleleri daha da merak eder: "Ben de okumak istiyorum" diye ısrar edince Nafiz elebi adama önce abdest aldırır sonra gördüklerini kimseye söylemeyeceğine dair Kur 'ana el bastırıp, yemin ettirir. Ardından onu içeri alır. İçeriye giren adam teksir edilmiş risalelerin odanın her yerini kapladığını görünce hayret içinde kalır.
Yine bir gün elektrik sayacını okumaya gelen belediye memuru Nafiz elebi'nin evinin zilini çalar. Evin içi nde teksir edilmiş kâğıtlar ve cilde hazırlanmış risaleler vardı. Memur: "Ben sayacı okumadan gitmem" deyince Nafiz elebi, "Bir şartla seni içeri alırım" der. Memur: "Şartın nedir" diye sorunca Nazif elebi, "Abdest alıp Kur 'ana el basacaksın, gördüğünü kimseye söylemeyeceksin" der. Böylece memuru içeri alır ve sayacı okutur.
Nafiz, oğlu Selahattin elebi ve diğer Nur talebeleri gece gündüz demeden teksir baskısından sonra kitap kitap ayırarak iple bağlarlar. Ciltlenmek üzere elma, ceviz ve meyve sandıklarının altına yerleştirerek İstanbul'a gönderirler. İstanbul'da cilt işlemi yapıldıktan sonra Anadolu'nun her köşesine risaleler gönderilirdi.

8