Hafız Mehmet Gül dünya yönü ağır bastığından kendini yeteri kadar Risale-i Nur hizmetlerine veremediği gibi hafızlığın da gereğini yapamamaktadır. Kardeşleri Mustafa ve Ali Gül bu duruma çok üzülürler.
Diğer tarafta Hafız Ali ve Hüsrev Altınbaşak'da Hafız Mehmet Gül'ün hizmetin içinde olmayışından rahatsızlık duyarlar.
Gül kardeşler Hafız Ali ve Hüsrev Altınbaşak'a giderek ağabeyleri Hafız Mehmet'le konuşmaları için ricada bulunurlar.
Birkaç gün sonra Hafız Ali, Hafız Mehmet'i çağırır ona Risale-i Nur hizmetinin ulviyetini, gelecek sevabların büyüklüğünden söz eder. Sonra Hafız Ali, Hafız Mehmet'e: "Şimdiye kadar kaç fidan diktin" diye sorar. Hafız Mehmet: "Elli altmış kadar diktim" diye cevap verince Hafız Ali: "Sen hafız-ı Kur'ânsın sana ahirette fidanı sormayacaklar" der. Bu konuşma üzerine Hafız Mehmet mahcup olur ve hatasını anlar. Hafız Ali: "Ben de senin gibiydim. Şimdi her şeyi bıraktım, bu hizmeti yapıyorum. Sende mahallenin çocuklarına Kur'ân öğretip Risale-i Nurları yazdırmalısın" der. O da söz verir.
Hemen evinin bir bölümünü Medrese-i Nuriye'ye çevirir. Mahalle ve civar köylerden gelen çocuklara Kur'an okumayı ve Risale yazmayı öğretmeye başlar. İlkokulu bitirmiş on talebesi vardır. Bu çocuklar yatılı kalacaklarında her eve birer çocuk verir. Bu aileler çocuklara kendi çocukları gibi bakar ve sahip çıkarlar. Bu durumdan haberdar olan karakol tüm baskınlara rağmen bir sonuç alamaz.
Sav köyünden Hüseyin Beşli'nin oğlu Mustafa, Hafız Mehmet Gül'ün medresesinde talebedir.
Hüseyin Beşli çiftçidir. Ayrıca arıcılık da yapmaktadır. ok sayıda arısı olduğunda fazla bal üretmektedir. Balının çok olduğundan tüm Sav köyünün haberi vardır. Bu durumu öğrenen Jandarma komutanı, Hüseyin Beşli'ye: "Hüseyin amca senin balın varmış" deyince Hüseyin Beşli onu evine bal yemeye davet eder. Bal yemeye komutan, muhtar ve jandarmalar da gelir. Misafirler bal yerken komutan masa üstünde Mustafa'nın medresedeki çalışması olan Osmanlıca yazılmış, yarısı yırtık bir kâğıt görür. Komutan yarısı yırtık kâğıdı eline alır. Hüseyin Beşli'ye göstererek: "Bu nedir" diye sorunca Hüseyin Beşli'nin okuma yazması olmadığından "ocuk getirmiştir" der. O ana kadar dost gibi görünen komutan birden değişir. Hemen Hüseyin Beşli'yi tutuklar, Isparta cezaevine, oradan da diğer Nur talebeleriyle Denizli cezaevine gönderir.

8