Askerî Yıldız, doğduğu ve yaşadığı Diyarbakır'ın Eğil ilçesine bağlı Gürünlü köyünde (o dönem Dicle ilçesine bağlıydı) yaşıyordu ve ilkokula gitmediği için okuma yazma bilmiyordu. Daha sonra dışarıdan imtihanlara girerek okuma yazmayı öğrendi.
Askerî Yıldız'ın köylerine Mustafa Özsoy adında bir öğretmen gelir. Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur isimlerini ilk defa ondan duyar. Uzun sohbetlerin ardından Risaleleri okumaya başlar. Öyle bir aşkla okur ki, eğitimli kişilere adeta taş çıkartır. Bir süre sonra Diyarbakır'da, Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet Kayalar ile tanışır. O günden sonra hayatı tamamen değişir ve Risale-i Nurlar ile yoğrulmuş bir hayat yaşamaya başlar.
Daha sonra Diyarbakır'da askerî hastanede işe başlar. Hayatının her anında Risaleler tek gayesi olur. Ulaştığı her kişiye Risale-i Nurlardan bahseder ve toplumda örnek bir Nur Talebesi olarak Diyarbakır'da parmakla gösterilir. Ömrü boyunca çoluk çocuğunun nafakasını düşünmeden gece gündüz Risale-i Nur hizmetiyle yaşar. Günleri, evinden çok Risale-i Nur medreselerinde geçer.
Askerî Yıldız, Risale-i Nurları tanıdığı 1950'li yıllarda, Bediüzzaman'ın talebesi Mehmet Kayalar'ın Fiskaya'daki medresede 500 ya da 1000 kişiye hitaben yaptığı dersleri hiç unutamazdı. Sohbetlerinde o günlerden bahsederken aynı heyecanı hisseder, gözleri ışıl ışıl olurdu. Mehmet Kayalar ve o dönemin Nur talebeleriyle yaşadığı zor, ama ihlâslı günleri her anlattığında gözyaşlarını tutamazdı.
Askerî Yıldız, kendisiyle ilgili konuşmayı sevmezdi. Ancak Bediüzzaman'ın talebelerinden Hulusi Yahyagil, Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Mehmet Kayalar, Hüsnü Bayram, Ahmed Aytimur, Mehmed Fırıncı, Mehmed Emin Birinci, Bekir Berk ve Mehmet Kırkıncı gibi hizmet ehli talebelerle yaşadığı çok sayıdaki hatırayı sohbetlerinde anlatırdı. O, Diyarbakır'daki Nur hizmetlerinin adeta yaşayan bir hatıra kitabıydı.
Askerî Yıldız, Mehmet Kayalar'ın şehir merkezinden oldukça uzak bir yerde, Fiskaya'da yaptırdığı medreseye derse giderken yaşadığı bir olayı şöyle anlatırdı: Bir kış günü arkadaşlarıyla birlikte medreseye gitmek üzere yola çıkarlar. Derse geç kalmamak için çamurlu yolda hızlı adımlarla yürürler. Bir anda Askerî Yıldız'ın ayakkabısı çamura saplanır ve ayağından çıkar. Derse geç kalma korkusuyla ayakkabısını çamurda bırakır ve hızlı adımlarla derse yetişir. O zor, ama samimi günleri her zaman özlemle yâd ederdi.

4