Bediüzaman Urfa'da bulunan talebelerinden Zübeyir Gündüzalp, Abdullah Yeğin ve Hüsnü Bayram'a şöyle bir mektup gönderir: "Risale-i Nur sadaka-i makbule hükmündedir. Risale-i Nur'a engel olunursa belalar yol bulup gelir..."
Talebeler mektubu hemen çoğaltarak vilayete, savcılık makamına, emniyet müdürlüğüne birer adet verdiler. Emniyet müdürlüğünde karşılaştıkları belediye tabibine de mektubu okudular. Bu durumdan sonra talebelerin ifadesi alındı. Savcı, "Dikkat ediniz. Bediüzzaman tehlikeli ve zararlı bir adamdır. Bunun peşinde gitmeyiniz" deyince Zübeyir Gündüzalp, "Bizi parça parça doğrasanız biz yine Bediüzzaman'dan ayrılmayız" diye cevap verir. Neticede savcılık talebeleri tutuklar.
Hapishanede onları tanıyan gardiyanlar onları iyi bir koğuşa verdiler. Mahpuslar talebelerin dindar insanlar olduklarını öğrenince sorular sormaya başladılar. Sonraki günlerde Risale-i Nur kitaplarından da istediler.
Savcı hapishane idaresine: "Bunları halkın arasına koymayın, onları da zehirlerler" der. Savcı daha sonra talebelerin hapishanedeki faaliyetlerini duyunca emir vererek talebeleri başka koğuşa verdi. Mahpuslar güçlerini kullanarak koğuş kapılarını kapatmayarak aralarındaki görüşmeler eskisi gibi devam etti. Akşam olunca hapishanenin on beş-yirmi koğuşunda sıra ile dersler yapıldı. Talebeler ders için koğuş kapısından içeri girdiklerinde herkes ayağa kalkar onlara saygı gösterirdi. Akıl sağlığı yerinde olmayan üç-dört kişinin dışında herkes kısa zamanda namaz kılmaya başladı. Talebelerin mahkemeye çıkarılmaları uzayınca talebeler hallerinden memnun olduklarını her konuşmada ifade ettiler. ünkü zaten amaçları Risale-i Nur hizmetine devam etmekti. Talebeler hapishaneye girdikleri ilk günlerde onlara geçmiş olsun diyenlere: "Bize geçmiş olsun demeyin bizi tebrik edin biz buraya iman için, İslamiyet için ve Kur'ân için girdik" dediler.
Bir gün talebeler ve mahpuslar öğle namazı kılarken cumhuriyet başsavcısı içeri girdi, namaz kıldıktan sonra başsavcı: "Biz sizi buraya ıslah olasınız diye getirdik. Siz geldiniz bunları da zehirlemişsiniz" dedi. Hızını alamayan başsavcı harekete geçerek talebelere hücre cezası verdi. Hücre çok küçük ve boğucuydu. Sadece bir yataklık yer vardı. Üç talebe birlikte aynı hücreye atıldı, yer darlığından yatamıyorlardı.

16