Takvimler 1995 yılının nisan ayını gösteriyordu.
Milliyet'in Fransa temsilcisiydim. Paris'te bahar sofralarından eksik olmayan beyaz kuşkonmazı keşfetmiş, yemelere doymuyordum. Dikkat etmiştim, müdavimi olduğum bistrolarda sosis iriliğindeki beyaz kuşkonmazı elleriyle tutup mayoneze batırarak yiyorlardı. Garibime gittiği için "Elle mi yenir" diye sorguladığımda, "Evet, kuşkonmaz elle yenir" demişlerdi.
Dünya medyaları TSK'nin Hasan Kundakçı komutanlığında 21 Mart'ta Irak'ın kuzeyine girip PKK'lilere karşı başlattığı (2 Mayıs'a kadar devam etti) elik Harekâtı'na ateş püskürüyordu.
İstanbul Milliyet'ten bir telefon geldi. Patron, Doğan Medya'nın yabancı dil bilen ağır toplarını, Avrupa medyalarına TSK'nin sınır ötesi operasyon haklılığını anlatmakla görevlendirmişti. Paris'e Hürriyet genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök ve Milliyet'in üstat dış politika yazarı Sami Kohen gönderiliyordu.
SOS BAKİRE, LEVREK BEKÂRGazetecilerin yurtdışına propaganda seferi, Aydın Doğan'ın kendi fikri değildi. Ankara'dan rica edilmişti.
Gerisini anlamak kolaydı.
Fransız medyasından gerekli randevuları alıp otel rezervasyonlarını yaptım. İlk gece yemeği için de Ertuğrul Özkök'e şıklık olarak sevdiğini bildiğim l'Orangerie'de yer ayırttım.
Restoranın özelliği, Fransız sinemasının unutulmaz aktörü, eşcinselliğini onurla yaşayan Jean Claude Brially'ye ait ve tüm garsonlarının da "gay" olmasıydı.
Yemek saatinde l'Orangerie'de buluştuk. Zarafetle kırıtan garson; şık mönü kartlarını, masamıza reverans yapar gibi dağıttı.
Fransız mutfağının önemli bir özelliği, mönüde en basit yemeğin bile acayip şatafatlı adlarla sunulmasıdır.
Aşina olmayan biri, Fransızca bilse bile "levrek fileto, bakire sos ve otlu püre"den, sorarım size, levrek filetoyu neyle nasıl yiyeceğini çözebilir mi
KUŞKONMAZ NASIL YENİRHele adlandırmanın bire bir çevirisi, "kurt filesi, bakire sos ve otlu püre" ise o kurdun kurt değil levrek olduğunu hangi yabancı bilebilir
Ertuğrul Özkök ve Sami Kohen'in mönüyü okur gibi yapıp benim ne seçeceğimi beklediğini gördüm. Şu nedir diye sormayacak kadar gururluydular.
Mevsim bahar. Başlangıçlara bir baktım, taze kuşkonmaz var. İçten bir sevinçle, "Ben kuşkonmaz alıyorum" dedim. "ok severim."
Ertuğrul Özkök, bilgiç bir dudak büküşüyle onayladı: "İyi fikir, tam mevsimi, ben de..." Sami Kohen de katılınca ana yemekte neler yedik anımsamıyorum ama üçümüz de kuşkonmazla başladık.
Şarabı tabii ki Ertuğrul Özkök seçti. Tabii ki o tattı. Servis yapıldı. Sonra her biri 20 cm boyunda, kallavi baş parmak eninde kuşkonmazlar tabağa bütün olarak dizilmiş, yanında özel sosuyla birlikte önümüze kondu.
ATAL EKİMSER, BIAK KARARSIZBu arada sohbet ediyoruz. Uzunca bir süre tabağıma dokunmadım. Baktım, ikisi de yemeğe başlamak için beni bekliyor. Nezaketten değil, tabakların yanına sıralanan hepsi farklı iki çatal, iki bıçak, iki kaşıktan hangilerini kullanarak yiyeceğimi görmek için beklediklerini anlamakta gecikmedim.
Ukalalığımı gizlemeye bile çalışmayarak, "Kuşkonmaz elle yenir" deyip başladım 20 cm.lik dünya nimetlerini sosa bandıra bandıra yemeye... İkisi de kuşkonmazları parmaklarıyla tutup sosa giriştiler.

5