Merhum Ali Haydar Haksal ağabeyin cenazesi hayli anlamlıydı.
İnsanlar son görevlerini yapma telaşında değildi.
Adeta bir konferansı dinlemeye gelmiş gibi ciddi, hüzünlü ama müsterih, gözyaşları içinde ama huzurlu idiler.
Gençler çoğunlukta idi.
Yedi İklim Dergisi, gençlere bir mektep, akademi, baba ocağı idi; son kez değil daima bu okulun öğrencileri olma sözü verircesine genç kızlar, delikanlılar Şakirin Camii'ni doldurmuşlardı.
Kadın katılımcılar da çok kalabalıktı.
Eşine ve çocuklarına ulaşmaya çalışsak da kalabalıktan bu mümkün olmadı.
Çarşaflı bir hanım, için için ağlıyordu, akrabası sandım, eski bir komşusuymuş, "Ali Haydar Bey Elâzığ'da İHL'de okurken, babam babası ile arkadaş; büyük âlimin torunu ile okusun diye abimi de yazdırmış aynı okula. İstanbul'a taşındık, yine komşu idik; onun güzel ahlakına, edebine, tevazuuna altmış yıldır doyamadık."
SP İstanbul Kadın Kolları Başkanı Zeynep Şule Rıdvanoğlu, ekibi ve gençlik teşkilatı ile kalabalık bir grup katılmışlar, GİK üyesi Nevin Gökçe'nin gözleri yaşlı, herkeste derin bir hüzün, aileden birini uğurlamanın kederi.
Yazarlardan kadim dostum Cihan Aktaş, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Yasemin Kuloğlu ile konuşuyoruz.
Yanımızda merhum Cahit Zarifoğlu ağabeyin eşi Berat Hanım ve kızı Ayşe var. Berat Zarifoğlu, avuçlarını kaldırmış yüksek sesle dua ediyor; "Allah ondan razı olsun, Cahit hasta iken bizi hiç yalnız bırakmadı, geldi gitti en acılı, en çaresiz günlerimizde, vefatında Ali Haydar Bey hep yanımızda idi. Sonrasında veraset işlerinde avukat ayarladı. Kızı Ayşe Zarifoğlu, "Allah rahmet eylesin. Ali Haydar Amca, her daim bize yardımcı olmaya çalıştı...".
Kaç neslin hayır duasında idi.
Cenaze namazı sonrası bir anda tekbirlerle ortalık inledi. Kalabalıkta eşimi zor buldum.
Geri dönüp, bir otobüse bindiğimizde Necati Tuncer ağabeyle karşılaştık. Selamlaşmadan sonra gözlüğünü çıkardı, ağlıyordu; "Ben de sizin gibi gidemedim, defne dayanamıyorum." dedi.
Birkaç gün sonra aile üyelerini göremedim, arayayım dedim. Kardeşi ve Yedi İklim Dergisi ile kütüphanede çok emeği olan Müstakim Haksal'la yaptığımız konuşmada, "Sevgili ağabeyim ve biz bütün kardeşler hep bir aradaydık. Derginin yeri, işyerimizdi. İşler iyi gitmeyince işyerini kapattık. Üsküdar'da Mihrimah Sultan Camii'nin yanındaki yeni yerimize geçtik. Yedi İklim Dergisi; ekol, okul, ocak oldu. Dergi, büyük bir aile gibidir. Haksal ailesi, burada kurulan kütüphaneye, dededen, babadan kalma yazma eserler ve kendi kitaplarıyla katkı verdi. Bir edebiyat ve kültür merkezi, akademik çalışma alanı oldu kütüphane, gençler araştırmaları için kaynaklara ulaştılar. Her cuma gençlere sohbet düzenledik, yazarlarla gençleri burada topladık, öğrencilere iftarlar, kahvaltılar verdik. Mekânın, insanın, Müslüman'ın sorumluluğu bunu gerektirirdi. Bin kişiden bir kişi yetiştirebilir miyiz, amacını güttük. Ağabeyim Ali Haydar'ın burada odası vardı; hep okudu, yazdı, en ağır hastalık günlerinde bile. Nusaybin'de Yedi İklim Nuri Pakdil Kütüphanesi'ni, Adıyaman Besni'de başka bir kütüphane açtık. Hedefimizde Bingöl Ali Haydar Haksal Kütüphanesi, Balıkesir'de Osman Bayraktar Yedi İklim Kütüphanesi için tüm kitaplar toplandı. Sevgili ağabeyim, kuşatıcı bir dildi, edebiyat dünyasında."
Ali Haydar Bey'in değerli eşi Öznur Hanım'la görüştüğümüzde, gözyaşlarıyla anlattı: "Biz görücü usulü tanıştık, 44 yıllık evliydik, ben Karadenizliyim, o Bingöllü fakat çok iyi anlaştık. Üç kız, iki erkek beş evladımız var, çocuklarına çok düşkündü, birlikte kitap okuma seansları yapardı. Çocuklarımız da edebiyata aşinadır, hatta kızımız Fatma Sevde, roman ve deneme kitabı kaleme aldı. Eşim bana karşı, annesine karşı, evlatlarına çok iyi davrandı. Ailesine çok saygılıydı, aslında herkese saygılıydı, kimseyi kırmak istemezdi. Ben hafızım, Kur'an kursu hocası idim evlendiğimizde. Çocuklar olunca vazifemden ayrılmak zorunda kaldım fakat çok üzüldüm, beni hep teselli etti; 'Üzülme, sen evlat yetiştiriyorsun, bu da bir ibadet'. O, hep okurdu ve yazardı, ben de ailesi de yazı hayatına çok destek olduk. 2010'da başladı kolon kanseri. Rahatsızlığına karşın okumadan, yazmadan hiç kopmadı, bilakis pek çok kitap kaleme aldı. Dört Halife'yi ayrı ayrı yazdı. Hastalığını da verimli geçirdi. Son zamanlarında çok zahmet çekmekteydi. Başka rahatsızlıklar zuhur etmişti; kalp yetmezliği, göğsünde kitle, pıhtı. Hep tevekkülle karşıladı, hiç isyan etmedi, sabretti. Son günlerde sıkıntıları iyice arttı, uyuyamıyordu. Vefatı da anlamlıydı, sanki uyumuşçasına tebessüm ediyordu..."

6