Şarkın yaralı yazgısı

Ne yazık ki bir savaş meydanı, şarkın sinesi.

Belki cephelerde çarpışma yok,

Lakin her ülkenin iç huzuru tükenmiş gibi.

Azerbaycan, memlekette en önemli bulduğu,

Örtü yasağı ile uğraşmakta.

"Azerbaycan Bakanlar Kurulu, devlet okullarında görev yapan öğrencilerle başlayan başörtüsü kısıtlamasının artık öğretmen kadrosuna da teşmil edildiğini ortaya koydu. Karar, kamuoyunda ve sivil toplum çevrelerinde geniş çaplı tepkilere yol açtı".

Bizden otuz yıl sonra,

Devlet okullarında başörtülü öğrencilerin derslere alınmamasıyla patlak veren toplumsal kriz.

Karabağ gazisi haykırıyor: "Kolumu vatan için verdim, kızım okula alınmıyor."

Başörtülü küçücük öğrencileri okullardan kovmakla çağdaş, modern olduğunu sanan şarkın aşağılık, kompleksli, bunak kafası.

Ne kadar bizim yazgımıza benzer.

O günlerde şehitlerin kız kardeşleri dahi okullardan kovulmuşlardı.

Gazilerin anneleri, evlatlarının törenlerine çağrılmamışlardı.

Hastaneler, ölmek üzere olan yaşlı kadınları tedavi etmeden önce başlarındaki örtüyü çıkarıp almışlardı.

O sıkıntılı günlerde memurlar işlerinden atıldı,

Bir neslin boynu bükük kaldı.

Fakat ne yazık ki bugün başka sıkıntıları konuşmaktayız.

Zira yine toplumu geren bir ıstırap dokunmakta gergeflerde.

Dar gelirli insanların dişinden tırnağından artırdıkları paraların fonlarda tutuklu kalması.

Bir de sihirbaz gibi fonlardan yıldırım hızıyla çuvalla para ile çıkanlar.

Fonda ağlayanlarla gülenlerin buluşması,

Ülkeye kâbus gibi çöktü.

Lakin çözüm aslında zor da değil.

Yüz binlerce kişi mağdur,

İkiyüzü aşkın kişinin heybesi, memnukâr ile dolu.

İşte o haksız kazanç kalem kalem ilgili kişilerden alınıp mağdurların hesabına yatırılmalıdır.

200 milyara yakın bir paradan bahsedilmekte.

Ülke, bu 214 gülen ayvanın,

Beşyüzbini aşkın ağlayan nara ayıp etmemesi için,

İsimlerinin açıklanmasını istemekte.

Ortaya fırlatılan birkaç isim, didik didik edilirken,