Hakikaten para sevicilik, bir hastalık.
Hem de iflah olmaz bir illet.
İnsanı esir alan, gündüzünü gecesini işgal eden mundar bir şey.
Ne ki eskiden hocalar bağırırlardı kürsülerde,
Borsada oynamak haramdır diye.
Şimdi o hocalar mı kalmadı,
Pek çok dindar şahıs, ekrandan kafasını kaldırmadan hesap hareketlerini izlemekten bitap düşmekte.
Yoksulun para derdi yok,
O zaten para ile ilişkisinde sıkıntı yaşamakta.
Asıl varlıklı çıldırmakta,
Daha zengin olmanın hayallerini kurmakta,
Yediği yemeğin farkına varamamakta,
Uyurgezer olmuş.
Hani al sırt çantanı,
İçine birkaç dilim kuru ekmek koy,
Gez dünyayı,
Farklı kültürlerle tanış,
Öğren,
Bilgilen,
Hayır.
Bilgiye talep yok, ille de para.
Oturduğu yerde, paradan para kazanacak.
Üretim yap, fabrika aç, işçiler çalışsın, insanlar yoksulluk çekmesin.
Tek tasası borsada ki kazancı,
Tırnaklarını yemekte.
Gözü kimseyi görmemekte.
Bu tip şahısların çocukları, daha hızlı top çevirmekteler çıkar ve vurgun arenasında.
Bir de fon sorunu.
Yüzbinlerce insanın küçük birikimlerini yatırdığı,
Ancak zenginlerin yüksek kârlara geçen büyük paralarını aniden çekmesiyle fonların içini boşalttığı günlerdeyiz.
Küçük yatırımcılar, can evinden vuruldu.
Kuruş kuruş biriktirdikleri paralarını alamamaktalar.
SPK, bazı fonların işlemlerini durdurdu,
Soruşturma sonucunda siyasetin, sanatın, kamu personelinin aldığı yüksek meblağlar açıklandığında herkes şaşırdı.
Türkiye bunu hep yaşıyor.
Bir ara bankaların içini boşaltmaktalardı.
Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya, başını az ağrıtmadı.
Yoksul Türkiye'nin sırtına, 800 milyar liralık fon vurgunu yüklendi.
İnsanın şaştığı eskiden dindarlar, böyle şeylerden uzak dururlardı.

2