"Güvercin'in Gözyaşları"

Şair ve yazar Turgay Turgut'u bir televizyon programında izlemiştim.

Kendisi emekli matematik öğretmeni, çeşitli liselerde idarecilik ve müdürlük yaptığından öğrencileri ile ilgili paylaştığı anıları dikkatimi çekmişti.

Fakat ailecek izlediğimiz o televizyon programında en dikkatimizi çeken konu, kendisi gibi emekli öğretmen olan eşi Nuray Turgut'a olan nezaketi, saygısı ve sevgisi; yüreğinden taşıp oturdukları salonu muhabbet bağına çevirmişti. Gözünü alamadığı muhterem hanımefendiye olan rikkati, özeni, inceliği ekran başındakilere bile huzur vermekte idi.

Ailenin önemini yitirdiği, boşanmaların arttığı, kadına şiddetin ayyuka çıktığı bir çağda gençlere rol model olan siz güzel aile; 'bin yıllar yaşayın inşallah', diye temennide bulunmuştuk.

"Güvercin'in Gözyaşları" ,Turgay Turgut'un kaleme aldığı bir hikâye kitabı.

Televizyonların, tabletlerin, telefonların akıllısının olmadığı Kaf Dağı'nın ardındaki mutlu masalları anlatmakta.

Sanki güneş daha parlak, elmalar daha kırmızı, çevirmenin gülleri daha pembe, karpuzlar en güzel tad da, haymelerde bostan bekleyen çocukların heybelerindeki manda kaymaklı ekmek en güzel rayiha da idi.

Yazarın çocukluğuna çevirdiği kadrajından ortaya çıkan hikâyeler, şimdiki miniklerin dünyasına çok uzak güzellikler sunmakta.

"Gelin Bacı'nın Oğlak'ı" isimli hikâyede yazar, çocukken köyünde kendilerine ait koyun ve keçilerin çobanlığını yaparken akrabalarının da hayvanlarını toplayıp sürüsüne katıp köyden bayağı uzaklaşıp onların beslenebilecekleri yerler bulup akşama evine dönmeden herkesin hayvanını teslim edişini anlatmakta.

Aldığı aile terbiyesi yakınlarının, komşularının hayvanları için de yorulması gerektiği yönündedir, bu yüzden yaptığı büyük fedakârlığı sorgulamaz bile. Bugünün çocukları değil başkalarının hayvanlarını, kendi sürülerini bile sabahtan akşama kadar otlatmak gibi bir sorumluluk almaya hiç sıcak bakmazlar muhtemelen.

Akrabası olan "gelin bacı" dedikleri yaşlı kadının yaramaz oğlağının onu halden hale sokup, sürüyü tehlikeli yerlere peşinden götürecek kadar başına buyrukluğu ile oradan oraya koşturmalarıyla yorgun düşen küçük çocuğun çaresiz kalıp da, onu yaramazlıklarından vaz geçirmek için bir taş atıp, sonraki haftalarda oğlağın hastalanması ile bu minik insanın vicdan muhasebesi yapıp aylarca üzülmesi.

Küçük kuşları birkaç gram etleri için katleden avcıların vahşetini anlamıştır, kurşun yarası ile güvercinin güzel gözlerinden akan yaşlarını gördüğünde.

28 Şubat'ın bunak fırtınasını da yaşamıştır yazar, müdür olduğu lisede. Milli Güvenlik dersine giren albay, okulun hizmetlisini yanına alıp, "okulu gezeceğim" diye her yeri teftiş edip, mescit araması yaptığı, askerin korku saldığı yılları da solumuştur bir çocuk gibi şaşarak.