Babalar ve oğullar

Devlet gücünü kişisel çıkarlar için kullanan iktidarın çocukları, halkın gözü önünde ne kadar güvende kalabilir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, iktidardaki bürokratların çocuklarının devlet gücünü kişisel koruma kalkanı olarak kullandıklarını ve bu sistemin Türkiye'de kuşaklar boyu devam ettiğini göstermeye çalışmaktadır. Somut olaylara başvurarak (Cumhuriyet dönemine kadar uzanan örnekler, Diyarbakır'daki iddia edilen cinayeti ve baba valinin bu olayı örtbas etmeye yönelik çabalarını) devlet ve aile arasındaki ayrımın ortadan kalktığını iddia etmektedir. Peki, başıboş güçle yetişen bu çocukların yaşadıkları cezasızlık ortamından çıkması için toplum hukuku yeterli midir?

Anlatmak istediğim,

Eski nesille, nihilist gençlik arasındaki kuşak çatışmasını anlatan Turgenyev'in meşhur eseri Babalar ve Oğullar değil.

Rusya'nın sarsıntılı bir dönemini Bazarov karakteriyle irdelemeye çalışan yazar, kitap 1862 da yayımlandığından, elbet bizde kartların farklı karıldığını bilemezdi.

Paşanın oğlu kendisini paşa sanır, bizde.

Cumhurbaşkanının oğlu cumhurbaşkanı oldum bilir.

İsmet İnönü' nün oğulları, M. Kemal'in vefatından sonra boş kalan Dolmabahçe Sarayı'na yerleşmiş, sabaha kadar sarayın bütün ışıklarını yaktıkları basına yansımıştı.

Nasılsa bu yoksul halk köle, cumhurbaşkanı oğullarının elektrik masrafları da çökmüş omuzlarına yüklense ne olur.

Cumhurbaşkanı değiştiğinde de.

Halkın kötü kaderi biraz daha yara alır.

Bu kez cumhurbaşkanı Bayar, nezih ailesine yaşanacak yer olarak sıcağın altında kavrulan Dolmabahçe'yi layık görmez.

Padişahların kötü anıları, M. Kemal'in burada geçen ağır hastalık yılları ile rahatsız olmak istememektedir.

Kendisine ve ailesine acılardan uzakta, asude ve serin Küçüksu Kasrı'nı seçer.

Arkası meşhur Küçüksu mesire alanı; ağaçlık, çayırlık.

Önü derya deniz.

Fakat nazenin eşinin ve kızlarının başı, kasrın karşısındaki tarihî Anadolu Hisarı Camii'ne gelen cemaatin ve ezan sesinin gürültüsü ile yeterince ağrımaktadır.

Akşamları kasır bahçesindeki manolyalar altına serilen bembeyaz masa örtüleri üzerindeki denize karşı yemeğin de fazla keyfini sürememektedirler.

Kıtlık ve yokluk döneminde o lüks sofralar; yoksul ve aç halkın saray bahçesinin palmetlerle, lale, karanfillerle süslü kapısının açıklıklarından görülmektedir.

Tiz emir verir.

Tarihi cami yıktırılır, zaten az olan birkaç kişilik cemaatin ayağı kesilir.

Cumhurbaşkanı ve ailesi sükûtun sefasını sürüp, huzurun akustiğini duyumsarlar.

Artık insan sesleri ve açların bakışları onları rahatsız etmemekte, korunun şen bülbülleri, deniz dalgaları, müzisyenler bu huzura eşlik etmektedirler.

Ha günümüzde farklı mıdır yaşananlar, değil.

Bakan oğlu bakancılık oynamakta, çakarlı aracını durduran polise kükremektedir.

Valinin oğlu, düşünde darı görmüşçesine vali gibi dolaşır.

Hele kimi işi iyice abartıp kamuflaj giyer, silah koleksiyonu yapar,

Babadan aldığı güçle bulundukları şehre korku salar.

Üniversite öğrencisi daha 19 yaşında hayatının baharında gencecik kızın başına olmadık çoraplar örer.

Gerçi vali de çocuğuna iyi örnek olmamıştır.

Ağzı bozuktur, yanında çalışanlara küfürler eder.

Eski görev yerinde kaymakamken, bir cezaevinde yatmakta olan mahkûmu ziyaret için kapıdaki askerlere zorla kapıyı açtırmak ister.