Ali Haydar Haksal

Gazetemiz yazarlarından Ali Haydar Haksal'ı kaybettik.

Pek de doğru değil aslında bu cümle.

Kaybedilemeyecek büyük bir değer çünkü.

Yapıtlarıyla sonsuza değin yaşayacak.

Haksal'ın yol arkadaşları, en yakın dostları kitapları, yazıları idi.

En zorlu günlerinde sadece yazarak ayakta kalabilmişti.

Kendi ifadesi ile en önemli eserleri ağır hastalığında yazmıştı.

Hastalığı ile yakın dost olmuş, yazı hayatından asla kopmamıştı.

Tıpkı çocukluğunda, daha dokuz yaşında babasını kaybetmekle sınandığında da, yine edebiyat sevgisi, kitap okuma eylemi ile bu büyük acı ile baş edebilmişti.

Gençlere rol model olacak dolu dolu, istikamet üzere bir yaşam sürdü.

Yedi İklim Dergisi ile uzun yıllar boyunca genç kalemlerin yetişmesine öncülük etti.

Makamlardan uzak yaşadı, lakin binlerce ciltlik kitapları arasında tahtında idi, nitekim bu kitapları bir kütüphane kurarak halkın istifadesine sundu.

Ali Haydar Haksal, kimi çok zengin profesörlerin, üstelik vefatlarına yakın üstelik çocuk, çocukları olmamasına karşın parayı ne yapacaklarsa bir yere bağışlamak yerine kitaplarını sattığı bir çağda; kardeşleri ile birlikte Üsküdar'da kurduğu kütüphaneye 50 bin kitap bağışladı.

Müderris dedesinden babasına, ondan da beş kardeş Haksal ailesine kalan zengin el yazması kitaplar, yıllar içerisinde kendi edindikleri kitaplarla gençler için çok önemli bir kaynak oldu. Güzeller güzeli Üsküdar'ı daha da nakışlayıp bezeyen devasa bir kütüphane kurarak insanlığa karşı vazifesini unutmadı. Yazar-okur buluşmaları ile bu kütüphanedeki toplantılarda gençler için soylu bir ufuk açılımını hedefledi.

Edebî alanda asıl dolaştığı yer, öykü oldu.

Doğduğu Bingöl yaylalarının esintileri ile beslendiğinden çocukluk yıllarında çevresini gözlemliyor, düşüncelerini kâğıt ve kalemle paylaşıyordu. Lise yıllarında öykü çalışmaları hızlanır.

Usta bir dil mimarisi ile varoluşçu temaları kullandığı öykülerinde insanın benlik arayışını tuğla tuğla inşası, üniversitelerde yüksek lisans ve doktora tezleri olarak literatüre girdi.

İnsanın bireysel ve toplumsal meselelerini, yabancılaşmasını, yalnızlığını, ıssızlığını, hüznünü dert edindi, modernizmin mutsuzluğunu, kutsaldan ayrılığın çölleştirdiği yürekleri kaleme aldı. İnsanın bunalımları, yitik yaşamı, kentin kör kuyulara dönüşen sıkıntısı, yoksulluk, köy kareleri öykülerinin önceliği idi. Dehşetli hikâyelerden ziyade yürekte biçimlenen duygularla ilerledi öyküsü. Düşünce ve sanatta çok önemli bir duruş sergiledi. Diriliş ekolünü benimsedi.

Öykülerinin ismi bile insanın iç sızılarını dert edindiğini açıkça göstermekte;

"Evdeki Yabancı", "Sesim Bana Yetmiyor", "Sarıldığım Soğuk Bir Ceset", "Sokağın Adı Issız", "Ay Işığında Vav'ın Odası", "Zamanların Öyküsü", "Yalnızlık Sarkacı", "Kuşkonmazda Konuşan Adam", "İçim Su Berraklığında", "Kapıda Bir Çift Ayakkabı", "Renklerin Dansı", "Rüya Rüya İçinde", "Ruh Denizi", "Güneşe Koşan Adam", "Aradan Geçen Uzun Yıllar", "Ses ve Gölge", "Kalemin Ucu".