Toplum mu dinden uzaklaşıyor ulema mı toplumdan

Dinden uzaklaşıyoruz söylemi AK Parti'ye mi, yoksa günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen ulemaya mı atfedilmeli?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, 'dinden uzaklaşma' tartışmasının aslında iktidar mücadelesi olduğunu ve gerçek sorunun ulemacıların değişen yaşam koşullarına fıkhı uyarlamakta başarısız olması olduğunu savunuyor. 12 milyon çalışan kadın ve 10 milyon kız öğrenci varken, bu hayatın gerçeklerine cevap veremeyen fetvalar, dindarlığın cazibesini kaybettiriyor; ama bu sorun, hangi siyasi aktörler tarafından gündeme getirilirse getirilsin, İslami kurumların ciddiye alması gereken bir meselemi?

Dinden uzaklaşıyoruz deniliyor ama uzaklaşıldığı iddia edilen dindarlığın ortak kabul görmüş bir tanımı yok. Uzaklaşılan dindarlık, İslam'ın beş şartını eksiksiz uygulamak, günlük yaşamda İslami kurallara azami riayet etmek ve günlük yaşamımızı düzenleyen kuralların da dinle uyumlu hale gelmesi için çalışmak mı

Dinden uzaklaştığımızı iddia edenlerin çoğu bunun en önemli nedenin de Ak parti olduğunu söylüyor.

Dinden uzaklaşma ve bunun nedeninin de AK Parti olduğu iddiası paralel yürüyor. Tek başına bu realite bile din adına sürdürülen tartışmaların toplumda, dini anlamdaki dönüşüm, sekülerleşme vesaire ile alakası olmadığını, konunun iktidar tartışması olduğunu gösteriyor. Zira AK Parti'nin Türkiye'yi dinden uzaklaştırdığını iddia edenlerin, en azından çoğunluğu daha dindar bir Türkiye arzulamıyor. Buradaki temel iddia Ak Parti'nin kendi değerleri ile çeliştiği dolayısıyla muhafazakar iktidarların artık Türkiye için çözüm olamayacağı.

Çok önemli ve gerekli bir tartışma böylece konunun birincil aktörleri tarafından değil, bu durumdan siyasi fayda elde edebileceklerini umanların aracılığı ile yürütülüyor. En çok onların sesi çıkıyor.

Oysa toplumun dinle ilişkisinde son yıllarda yaşanan değişim izah edilmeye muhtaç. Esas bu konuyu tartışması gerekenler ise cemaatler, tarikatlar, benzeri İslami hareketler, ilahiyat fakülteleri, diyanet ve diğer kanaat önderleri. Yani İslami kamuoyu. Sözü edilen kurumlar ve kişiler toplumun dine karşı olan teveccühünden azami derecede istifade edip, kendi etkinlik ve saygınlıklarını tehlikeye düşürme tehlikesi olan tartışmalardan azami feragat ederek yani bir nevi kafalarını kuma gömerek, dönüşümü izliyor. Buna toplumun dine olan teveccühünü arkasına alma konforu da diyebiliriz. Toplumun dinden uzaklaşması değil, ulemanın toplumu yakalayamaması söz konusu.

Arzu edilen dindarlığın yaşandığı dönemlere kıyasla toplumsal hayat kökünden değişmiştir. En sıradan sosyolojik gözlemle tespit edilebilecek bu dönüşümü, artık mızraklı ilmihal fıkhı ile düzenlemek mümkün değil.

Bu zamana kadar iyi kötü, temel olarak İslam Aile Hukuku, Ahval-i Şahsiye (Kişiler Hukuku) ile oluşturulan kurallar bütünü sanayileşme öncesi yaşam biçimleri üzerine inşa edilmiş hükümlerdir. Herhangi bir dini kurum ve kuruluşun bu fıkıh külliyatını bugüne uygun hale getirmek gibi bir çabası yok.
İslami kanaat önderlerinin çoğu, kendi hayat tasavvurlarını yegane İslami gerçek varsayarak, toplumun bu tasavvurlardaki sınırlara hizalanmasını tabi ve dini, meşru bir hak olarak görüyor. Kendilerini değişen yaşam koşullarına göre yenilemek değil, tüm değişimin kendi tasavvurlarında sonlanmasını öngörüyorlar. Sadece bir cemaat, bir tarikat, bir kanaat önderi olmadığı için sayısız miktarda farklı dindarlık konseptiyle karşı karşıyayız.

Tek başına kadın başlığı bile sorunun boyutlarını gösteriyor. Türkiye'de 12 milyon kadın çalışan ve 10 milyon kız öğrenci var. Durum böyleyken aşağı yukarı tamam çalışsınlar, okula gitsinler ama mümkün mertebe görünür olmasınlar sonucu doğuran fıkhi fetvalar, kapsayıcı ve ikna edici olmaktan çok uzak. Burada belki insanların dinden uzaklaşmasını Ak Parti'de değil, günün ihtiyaçlarına değil çare olmayı farkında bile olmayan ulemada aramak gerek.