Yılın 355'inci gününde…

Mensur Akgün
21.12.2025
10

Bilirsiniz, tarihin önemli dönüm noktaları vardır. İçinde yaşayanlar çok farkında olmasa da bazen küçük bir olay, bazen büyük bir savaş, bazen bir seçim, bazen de bir düşünce dünya siyasetinin akışını değiştirir. Tarih öngörülenden farklı bir mecrada akmaya, fikri ve siyasi dengeler yeniden oluşmaya başlar.

Mesela Tunus'ta bir sokak satıcısı aşağılandığını düşünerek kendini yakar Arap Baharı diye adlandırılan devrimler silsilesine, bulunduğu bölgenin istikrarsızlaşmasına, yarattığı göç dalgalarıyla Avrupa ve hatta Amerika sağının yükselişine, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının hortlamasına neden olur.

Ya da 1933'de olduğu gibi Hitler iktidara gelir, yayılmacılığı ve kıyımıyla dünyayı değiştirir. Veya İkinci Dünya Savaşı tüm dünya düzeninin yeniden kurgulanmasına yol açar. Hatta işçi sınıfının üretim sürecinde sömürüldüğünü verileriyle ispatlayan bir anlatı önce Rusya'da, sonra Çin ve daha pek çok yerde rejim değişikliklerine meşruiyet sağlar.

1648'de imzalanan Westphalia Antlaşması devletler arası sistemin sorgulanmasına rağmen bugün de geçerli olan normlarının oluşmasına vesile olur. 1789 Fransız Devrimi, 1871 Almanya bütünleşmesi, 1914'de Avusturya Macaristan Veliahdının öldürülmesi, 1949'da NATO'nun kurulması, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması tarihin akışını değiştiren gelişmelerdir.

2025 yılını ileride değerlendirenler de sanırım 20 Ocak'ta başkanlık koltuğuna ikinci kez oturan Trump hakkında benzeri şeyler söyleyecekler, MAGA anlayışı, ırkçılığı, dünyaya "işlemsel" bakışı ve özellikle de yayınladığı ulusal güvenlik stratejisiyle her şeyi altüst ettiğini, ülkesinin Avrupa ile olan ilişkilerini kökünden etkilediğini anlatacaklardır.

Avrupa, Nathalie Tocci'nin Guardian'daki köşesinde bir süredir dillendirdiği gibi kendi savunmasını kendisi yapmak için samimi çaba harcamaya başlar mı, Amerika'nın arkasına sığınıp siyaset geliştirmek huyundan, hemen her konuda peşine takılmak kolaycılığından vaz geçer mi bilinmez ama bu yıl içinde en az iki kez ciddi biçimde sarsıldığı gerçek.

Kendilerine sorulmadan Ukrayna için barış planı hazırlanmasını, Rusya ile pazarlıkta kazancın Amerika'ya kaybın Avrupa'ya yazılmasını, ülkenin iki yıllık bütçesinin tamamının kendilerinin karşılamasını, AB büyüklerinin Macaristan, Slovakya, Çekya gibi küçükleri ve tabii ki Belçika'yı ikna edememelerini unutmaları, hazmetmeleri kolay değil.

Benzerini NSS, yani geçtiğimiz günlerde açıklanan Avrupa'yı demokrasi açığıyla suçlayan, müttefiklerini ağır bir dille eleştiren, iç işlerine karışıp aşırı sağ akımları destek vadeden ve aslında Avrupa bütünleşmesinin sonunu getirmeyi içten içe hedefleyen Ulusal Güvenlik Stratejisi için de söylemek mümkün.

Artık Danimarka'dan toprak talebinde bulunmasında ve Başkan Yardımcısı Vance'in Münih'te Avrupa'ya insan hakları ve demokrasi dersi vermesinde olduğu gibi yapılanları, söylenenleri hafife almaları zor. Amerika bariz bir şekilde onları dışlıyor, Ortadoğu'da kurduğu düzende dahi Avrupa'ya sorumluluk vermekten kaçınıyor.