Doğrusunu isterseniz bu sorunun cevabını Trump'ın bile bildiğini zannetmiyorum. Çünkü hedefleri sürekli değişiyor, bir gün dediğini diğeri tutmuyor. Hatta aynı gün içinde birden çok açıklama yapabiliyor. Şu an görünen, önceliklerinin hala sekiz gün önce başlattıkları saldırıyla kompozisyonunu değiştirdikleri rejimin daha makul ve tercihan bir Cumhuriyet Muhafızı tarafından yönetilmesini sağlamak olduğu, İran'ı askeri açıdan iyice yıpratmak istedikleri ve nükleer programını tamamen sonlandırmayı hedefledikleri.
Ancak diğer olasılıklara da kapalı değiller. Kürtlerin Irak üstünden bir kara harekatı yapmasına ve İran'da isyan çıkartmasına açıklar. Belli ki Trump'ı ve yakın çevresini Türkiye'nin ne diyeceği, böylesi bir kalkışmada Irak'ın istikrarının ve toprak bütünlüğünün nasıl korunacağı zerre kadar ilgilendirmiyor. Kendi askerlerimiz öleceğine Kürtler ölsün diyor. Benzeri İran halkı için de geçerli. Trump ikide birde onlara ayaklanma davetiyesi çıkartıyor fakat ayaklanmaları halinde nasıl korunacaklarını söylemiyor.
Üstelik bombaları ve füzeleri pek sivil, asker ayrımı yapar gibi de durmuyor. Çoğu çocuk en az 168 kişinin öldüğü okul bombalanmasını tali zarar kategorisine indirgemekten hicap dahi duymuyor. Kendilerince belirledikleri kayıtsız şartsız teslim koşullarına erişilmesi için İran'ın askeri kadar insanlarının hayata tutunmasını sağlayacak sivil altyapısını da yok etmeye çalışıyor. Önce yıkalım sonra nasılsa inşa ederiz, bu arada para da kazanırız diye düşünüyor. İnsanların ölmesiyse umurunda değil.
Savaşın Suudileri, Emirlikleri, Bahreyn'i, Katar'ı, Irak'ı, Lübnan'ı, Ürdün'ü, Kıbrıs'ı, dahası Azerbaycan'ı içine çekmeye başlaması, genişlemesi Trump, Netanyahu ve muhtemelen -Trump'ı İran'a saldırması için gizliden teşvik ettiği dünkü Guardian'da iddia edilen- fiili Suudi Kralı Selman'ın beklediği, arzu ettiği bir gelişme izlenimi veriyor. Amerika ve İsrail'in tutuşturduğu ateş tüm bölgeyi sarıp herkes yıpranmadan savaş biteceğe benzemiyor.
Trump kayıtsız şartsız teslim diyerek Türkiye'ninki de dahil olası diplomatik inisiyatiflerin önünü kesmeye, muhatabını savaşa zorlamaya, ülke içindeki muhalif gruplar ve etnik kimlikler için fırsat pencereleri yaratmaya gayret ediyor. İran'ı iyice köşeye sıkıştırıp bütün çevresiyle olan ilişkilerini kopartmaya çalışıyor. Türkiye'nin, büyük ölçüde Türkiye ile birlikte hareket eden Katar ve özellikle Azerbaycan'ın büyük resmi görüp nereden ve nasıl geldiği çok da belli olmayan dronlara göre karar vermemesi, başkalarının oyununu oynamaması şart.
Ne İran'ın Azeri nüfusu ne bir takım Kürt grupların orantısız ihtirasları ne de bundan sonra gerçekleşebilecek egemenlik ihlalleri bizi çatışmaya, bölgesel bir savaşa sürüklememeli. Unutmayalım bu bizim değil, Trump, Netanyahu ve galiba biraz da Selman'ın savaşı. Parametreleri çoktan belirlenmiş, olasıdır ki Umman aracılığıyla yapılan görüşmeler savaşa hazırlık olsun diye yapılmış. Wall Street, Washington Post gibi gazetelerin yazdığına bakılırsa ucu, daha doğrusu sonucu baştan açık bırakılmış.

5