"Louisiana Purchase" Amerika Birleşik Devletleri'nin 1803 yılında Fransa'dan 15 milyon dolar (günümüz değeriyle yaklaşık 380 milyon) vererek 2 milyon 140 bin kilometre karelik alanı satın almasına verilen ad, daha doğrusu kavram. Bugün Amerika'nın ortasındaki 15 eyaleti sınırları içinde barındıran bölge kilometre kare başına yedi dolar ödenerek Napolyon'dan alınmış.
Satış anlaşması yapmak için Paris'e giden daha sonra başkan olup doktrin yayınlayacak Monroe ve Büyükelçi Livingston'un amacı 10 milyona (9 diyenler de var) New Orleans'ı almakken yapılan teklif karşısında şaşırmışlar ama böylesi bir satın almayı Başkan Jefferson'a nasılsa kabul ettiririz deyip şimdiki kara ülkesinin sınırlarının yüzde 26'sına tekabül eden toprak devir teslim anlaşmasını imzalamışlar.
Hukuki, daha doğrusu koloniyal mülkiyeti İspanya ile Fransa arasında gidip gelen bu büyük kara parçası resmen Fransa'ya geçtikten ve Kongre'nin onayı alındıktan kısa süre sonra da hukuken Amerika toprağı olmuş. Bu süreçte Fransız kökenli "Amerikalı" bir arabulucu da rol oynamış. Sınırlar daha sonra Kanada'yı yöneten İngiltere ve Meksika ile varılan uzlaşmalarla büyük ölçüde sabitlenmiş.
Amerika, Avrupa dengelerindeki dalgalanmalardan, Napolyon'un düştüğü zor durumdan yararlanarak son derece makul bir fiyatla önemli bir toprak parçasının sahibi olmuş, aralarında Trump'ın 2 milyon 166 bin kilometre karelik Grönland'I Danimarka'dan satın almak ya da sadece almak için geçtiğimiz günlerde özel temsilcisi olarak görevlendirdiği Jeff Landry'nin valisi olduğu Louisiana eyaleti de zaten bu toprakların bir kısmı üstünde kurulmuş.
Landry başarılı olur mu, 9 milyon 867 bin kilometre karelik ABD topraklarını yüzde 20 küsur oranında yeniden genişletebilir mi kestirebilmek zor. Ayrıca kendisine tanınan bütçenin de ne kadar olduğu bilemiyoruz. Bildiğimiz Amerika'nın 1946'da Grönland için 100 milyon dolar önerdiği, ilk Trump döneminden bu yana Danimarka'yı ciddi baskı altına aldığı, Danimarka'nın ise bu talepleri protestoyla geçiştirmeye çalıştığı.
Belli ki Danimarka Amerika'nın çok ileri gitmeyeceğini, Trump'ın ima ettiği gibi müttefiki olan bir ülkeye karşı güç kullanmayacağını düşünüyor. Kopanhag'daki maslahatgüzarı Dışişlerine çağırmakla, AB Komisyon yetkililerinin retorik destekleriyle sorunu yönetebileceğine inanıyor, Nuuk'daki otonom yönetimin Amerika'ya bağlanmaya niyeti olmadığına güveniyor.
Belki de Trump'ın ihtiraslarının Grönland ile Danimarka arasında 1970'lerden günümüze giderek zayıflayan bağları güçlendireceğini varsayıyor. Oysa Danimarka'nın ne Trump'a ne de bir başkasına güvenmemesinde yarar var. Karşılarında kural tanımayan bir Amerika başkanı olduğunu, dünyayı aklında etki alanlarına böldüğünü, Rusya ile uzlaşmayı, Çin'le yarışmayı, Avrupa'yı baskı altında tutmayı hedeflediğini, kendini yeni Monroe olarak gördüğünü unutmamaları gerek.

8