Kimseye karşı değil...

Türkiye son yıllarda askeri teknolojide inanılması güç bir sıçrama gerçekleştirdi. Kendi tankını, topunu, tüfeğini yapmanın ötesine geçti. Artık 2 bin kilometre menzile 10 metrelik hata payıyla ulaşabilen balistik füzeleri, sığınak delebilen ve termobarik etki üretebilen bombaları var. Uçak gemisi inşa ediyor, insansız hava araçlarına her geçen gün yenilerini katıyor. Milli muharip uçağını ve jet motorlu avcı-bombardıman SİHA'larını kullanıma sunmaya hazırlanıyor.

Askeri teknoloji alanında kaydedilen ilerlemenin listesi uzun ve niteliği kapsamlı. Şüphesi olanlara 5-9 Mayıs tarihleri arasında Saha Fuarını ziyaret etmelerini öneririm. Ayrıca bu konularda yazılmış çok iyi akademik mahiyetli kaynaklar da mevcut. Son örneklerinden biri Sıtkı Egeli ve Arda Mevlütoğlu'nun IISS için kaleme aldıkları rapor. Raporda yazarlar Türkiye'nin balistik ve seyir füzelerini anlatıyor, Kasırga, Yıldırım, Bora, Cenk benzeri adlar verilen sistemlerin teknik özelliklerini aktarıyor.

Benim gibi 40 yılı aşkın bir süredir Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasını takip eden, silah ve sistem tedarikinde karşılaştığı sorunları az çok bilen biri açısından kaydedilen gelişme gurur verici. Bu gelişmenin stratejik otonomiye, ihracat kalemine ve dış politikada kalıcı etkiye dönüşmesi de sevindirici. Türkiye teknolojik devrim yaşıyor. AI çağını ucundan da olsa yakalayabileceğe benziyor. SIPRI'ye göre önde gelen silah ihracatçılarından biri haline geliyor.

Gönül isterdi ki silahlara hiç ihtiyaç olmayan bir dünyada yaşayalım. Ama ne yazık ki böyle bir dünya yok ve muhtemelen hiçbir zaman olmayacak. En son İran savaşında, ondan önce Ukrayna ve Gazze'de gördüğümüz gibi gücü gücüne yetene bundan sonra da iradesini dayatmaya, istediğini yaptırmaya çalışacak. Caydırıcı olmak için de kendini savunmak için de dünya siyaseti üstünde söz sahibi olmak için de silaha, askeri teknolojiye duyulan ihtiyaç bitmeyecek.

Ancak bu durumun güvenlik ikilemi yaratacağını, karşımızdakilerin Türkiye'yi daha da fazla hasım olarak göreceğini, Graham Allison başta olmak üzere pek çok uzmanın başka diametrik ilişkiler açısından dikkatimizi çektiği Tukidides Tuzağına sürükleyebileceğini de göz önünde bulundurmak zorundayız. Nitekim İsrail bizi şimdiden İran olarak görmeye, Yunanistan ve GKRY ittifaklar aramaya başladı. Fransa bir kez daha durumdan vazife çıkarttı.

Bir de unutmayalım ki, sadece askeri teknolojide atılım yapmakla kalmıyor, etki sahamızı da geliştiriyoruz. 1974 Kıbrıs'la başlayan sonra uzunca bir süre duraklayan etki alanı genişlemesi biraz şartların zorlaması biraz da bilinçli tercihlerle bugün güneyde Suriye ve Irak'ın bir bölümüne, Kafkaslar'a ve Karadeniz'e yayıldı. Türkiye Katar'da, Libya'da, Somali'de önemli ve belli ki kalıcı kazanımlar elde etti. Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan'la da ittifak benzeri bir yapılanmaya doğru ilerleyen bir süreç söz konusu.

Tüm bunların İsrail, Yunanistan, hatta BEA ve Hindistan'da rahatsızlık yaratmaması mümkün değil. Fakat bizim bu rahatsızlığı çıkar ve beklentilerimizden fedakârlık etmeden, silahlanma yarışını çatışmaya sürüklenmeden yönetmemiz, karşımıza yeni bölgesel iş birliklerinin, tehditlerin çıkmamasını sağlayacak, en azından yavaşlatacak bir tutum takınmamız mümkün.