Kıbrıs'ta müzakereler başlar mı

Kıbrıs 1950'lerden bu yana Türkiye'nin gündeminde olan bir sorun. Temeli önce Yunanistan'ın sonra da Kıbrıslı Rumların 9 bin 251 kilometre karelik adanın neredeyse tamamı üstünde egemenlik iddiasında bulunmasına dayanıyor. Türkiye ve Türk tarafı ise buna rıza göstermiyor hem adada hem de çevresinde bizim de hakkımız var diyor.

En makul çözüm oldum olası taksimdi ama ne Yunanistan ne de dünyanın belli başlı ülkeleri buna razı oldu. 1959'da ara çözüm bulundu. Rumlar ve Türkler tek çatı altında yaşasın, gücü toplumsal temsil oranlarında paylaşsın, Türkiye, Yunanistan ve o zamana kadar adayı yöneten İngiltere bu çözümün garantörü olsun dendi.

Fakat sistem sadece üç yıl -o da zar zor- ayakta kalabildi. 1964'te Türkler gettolara hapsedilirken soruna BM müdahil oldu. Önce barış gücü geldi, ardından da toplumsal müzakereler başladı. 1974'te de Yunanistan kendinden bağımsız bir politika izlemeye başlayan Rum yönetimini askeri bir darbeyle devirmeye çalışınca Türkiye antlaşmalardan kaynaklanan müdahale hakkını kullandı.

Türk tarafı 1975'te federe devlet olduğunu, 1983'de ise çözüm bulunana kadar bağımsız kalacağını ilan etti. Sorunun çözümü için de müzakereler başladı. Diğer yandan Türkiye ve Kıbrıslı Türkler üstündeki baskılar yoğunlaştı. 1979'da adadaki taraflar çözümün iki kesimli, iki toplumlu federasyon olacağını kabul etti. Hemen her BM Genel Sekteri de Kıbrıs'ta çözüm olsun diye çalıştı.

Uzun müzakerelerin sonucunda ortaya çıkan ve iki tarafla birlikte Türkiye'nin de beklentilerini optimum düzeyde koruyan Annan Planı 24 Nisan 2004'te halkların onayına sunuldu. Türkiye planı destekledi, Kıbrıslı Türkler de yüzde 65 gibi bir oranla planın beşinci ve son versiyonuna onay verdi. Ancak Rum tarafının dörtte üçü hayır dediği için plan kadük kaldı.

Çözümsüzlük Kıbrıslı Türkler ama en az onlar kadar Türkiye için de sorunlar yarattı. Farklı eğilimlerdeki KKTC Cumhurbaşkanları muhataplarıyla müzakereler gerçekleşti. 2017'de tam anlaşılıyor derken Rum tarafı yine masadan kaçtı, uzlaşmaya, Türk tarafıyla bir arada yaşamaya, egemenlik yetkisini paylaşmaya isteği olmadığını bir kez daha gösterdi. Türkiye de artık iki kesimli, iki toplumlu federasyon tezinden vazgeçtiğini söyledi.

2020'de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Ersin Tatar bu söylemi bir üst noktaya taşıdı, bir zamanlar üstünde çok konuşulan çözümsüzlüğün çözüm olduğu tezini yeniden siyasetin gündemine soktu. Aslında karşı tarafta bir istek, arzu olsaydı müzakereler federalizm temelinde yine de başlardı. Tatar ve Türkiye zaman sınırı olan bir müzakere sürecine katılmayı kabul ederdi. Nitekim buna benzer görüşler de dillendirildi.

Ama belli ki BM de Rum kesimi de Türk tarafındaki seçimlerin sonucunu beklemeyi, federatif çözüm yanlısı CTP adayı Tufan Erhürman'ın cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturup oturmayacağını görmeyi tercih etti. 19 Ekim'de Erhürman oyların yaklaşık yüzde 63'ünü alarak KKTC Cumhurbaşkanı oldu. Hem çözüm hem de çözümün parametreleri konusunda makul şeyler söyledi.

Rum muhatabı Hristodulidis ile görüştü, BM temsilcilerini kabul etti. Kendisinden önce başlatılan güven arttırıcı önlemler paketindeki tıkanıklıkların aşılması için yapılması gerekenleri sıraladı. Yakında BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisiyle bir daha buluşacak, adadaki barış gücünün görev süresinin uzatılmasına ilişkin rapor da 29 Ocak'ta Güvenlik Konseyi'ne sunulacak.

Beklenti 5+1 formatında bir görüşmenin de Mart ayı içinde yapılacağı, Erhürman'ın çözüm yanlısı tutumunun çözüme tahvil edilmeye çalışılacağı yönünde. 1 Ocak'ta AB Dönem Başkanlığı görevini 14 yıl sonra ikinci kez devralan Rum tarafı umutlu. İsrail'le ve BAE ile geliştirdiği özel ilişkilerine, ABD yönetimin silah ambargosunu kaldırmasına, hepsinden önemlisi de 1964'ten bu yana kendisinin adanın sahibi olarak görülmesine güveniyor.