Yazı, ABD-İran arasında 15 günlük ateşkesin kalıcı barışa dönüşebileceğini, her iki tarafın da şartlarının uygun olduğunu iddia ediyor. Ancak yazarın temel endişesi, İsrail'in Washington'daki nüfuzu sayesinde bu süreci sabote edebileceğidir. Gerçekten de ABD-İran uzlaşmasının İsrail faktörü olmadan sürdürülebilir olması mümkün müdür?
Amerika ve İran'ın 15 günlük ateşkes çerçevesinde kalıcı denebilecek bir barış için uzlaşmaya varma olasılıkları güçlü. Karşılık güvenin düşük olmasına rağmen Pakistan'a giden delegasyonların yolda verdikleri mesajlar yapıcı. Uzlaşma için bazı tavizlerin şimdiden verildiği de gerçek. Ama bir seferde tüm sorunların çözülmesi zor. Muhtemelen bu kez temel parametreler teyit edilecek, aşamalar konuşulacak.
Artık her iki taraf için de şartlar sorunun aşılmasından, mümkünse çözülmesinden yana. İran askeri, insani ve ekonomik açıdan hırpalandı, Amerika ise siyasi olarak. Üstelik Amerika'nın beklentilerinin büyük bir kısmı karşılandı. Rejim değişmedi, halk ya da Şah iktidarı devralmadı ancak Venezuela'ya benzer bir güç devri yaşandı. Dini liderlik otoritesi, babası kadar karizmatik olmayan ve her anlamda yaralı birine geçti.
Siyasi liderlik de barış yapmak istediğini belli etti. Eski Dışişleri Bakanı ve eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Zarif'in Foreign Affairs makalesinden baş müzakereci Kalibaf'ın açıklamalarına dek ayrıntılar İran'ın uzlaşmaya yatkın olduğuna, intikam peşinde koşmadığına işaret ediyor. Ateşkesin sürmesi için Hizbullah'a saldırılmamasını istiyor. Barış içinse önkoşulu NPT rejimi temelinde barışçıl zenginleştirme hakkı.
İran belli ki tüm tesislerini UAEA'nın tam denetimine açmaya hazır. Zenginleştirdiği uranyumun da -tercihan- Çin ve Rusya'nın katkısıyla seyreltilmesine ya da başka bir yöntemle elinden çıkartılmasına razı. Ayrıca NPT'ye ek protokolü de Meclis'inden geçirip yasalaştıracağını Zarif'in kaleminden taahhüt etti. Hürmüz konusundaki çözüm de olası görünüyor, geçiş başlamışa benziyor.
Süreç İsrail tarafından baltalanmazsa, Suudi Arabistan ve/veya BAE'leri bize de tazminat gerek diye tutturmazsa ya da gizli gizli savaş kışkırtıcılığı yapmazsa yakında, belki de sizin bu yazıyı okuduğunuz saatlerde İslamabad'dan iyi haberler alabiliriz. Ben Amerika'nın önceliğinin yeniden toparlanmak, bölgedeki gücünü takviye etmek ve savaşın meşruiyetine halkını inandırmak olduğunu zannetmiyorum.
Zaten dün akşam saatleri itibarıyla Pakistan'dan gelen bilgiler müzakerelerin devam ettiği, tarafların aracısız görüştüğü yönündeydi. En azından ev sahibi olumlu konuşuyordu. Ama unutmayalım ki, İslamabad'dan barış çıkarsa bu sadece Amerika ile İran arasında bir barış olacak, sürdürülebilirliğinin sağlanması için İsrail'in de bu sürece bir şekilde dahil edilmesi gerekecek.
Doğrusu Amerika'da anlatı üstünlüğünü elinde tutan, Trump ve ekibini ardından sürükleyebilen İsrail'in, Washington uzlaştı diye Tahran'ı ve olası bir barış sürecini zorlamaktan vazgeçeceğini sanmam. Politico, İsrail'in şimdiden yeni bir strateji benimsediğini, Amerika'nın peşini bırakmayacağını yazmış, Lübnan'daki saldırılarını hafifleteceğini fakat tamamen sonlandırmayacağını vurgulamış.

4