Depremin vurduğu üç kentte...

Son bir ayda 6 Şubat 2023 depreminin ağır hasar verdiği Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya'ya gitme imkânı buldum. İlk ikisi eşimin yürüttüğü İncili Gastronomi projesi kapsamındaydı. Üçüncüsü ise TGA'nın davetiyle gerçekleşti.

Sakarya gibi Malatya'yı, Malatyalıları ve Malatya'nın gastronomi kültürünü bu alanın önde gelen şefleri, yazarlarıyla birlikte TGA sayesinde keşfettim. Karaca ailesinin bağ evine konuk olup, Emre Karaca'nın yedi teyzesinin yaptığı yöre yemeklerini yedim.

Ertesi gün de bir başka ünlü Malatyalı, Vahap Küçük bizi annesinin bağ evinde ağırladı, içli köftenin Malatya yorumunun bence en iyisini denememizi sağladı. İki buçuk güne sıkıştırılmış programda restoranlar, lezzet noktaları ziyaret edildi, Kültür Yolu etkinliğinin açılışı yapıldı.

Daha önce de yazdığım gibi TGA da Kültür ve Turizm Bakanlığı da müthiş bir iş yapıyor, Türkiye'nin bilinmedik, umulmadık yerlerini yerli-yabancı ilgilenebilecek herkesin aklına sokuyor. Turizm destinasyonlarını çeşitlendiriyor, yerel değerlerin görülmesinin, yerel lezzetlerin tadılmasının zeminini hazırlıyor.

Mesela Malatya'ya sadece Yaprak Döner'de döner yemek için bile gidilir. Benzeri Maraş için de geçerli. Belediye tarafından işletilen, şehre üstten bakan Şairler Tepesi'nin restoranı tam bir lezzet durağı. Türkiye'nin en iyi dondurmalarını da sanırım Maraş'ta bulabilirsiniz. Giderseniz Akalp Çiftliği ve Uğrak Pastanesi aklınızda olsun.

Fakat Maraş benim için en çok Başkonuş Yaylası demek. Yarım asır aradan sonra ata orada binmem, muhteşem manzarası, restoranındaki iyi yemekleri, güler yüzlü çalışanları ve işletmecisi Serhan Erdoğanyılmaz ve eşi Aslı Erdoğanyılmaz'ın sıcaklığı, samimiyeti bunun en başta gelen nedenleri arasında.

Bu arada Maraş demişken 100 yılı doldurmuş Hacı Milcan'dan ve ata tohumu siyez buğdayından unlu mamulleri üreten Alfi'den söz etmeden olmaz. Hepsi tadılmaya layık yerel lezzetler sunan, görülmeye değer yerler. Fırsat bulup Antakya'ya giderseniz de Altıkapı'da bir akşam yemeği yemenizi, Salah'ın küçük ve mütevazı dükkânında kebabının, mezelerinin tadına bakmanızı öneririm.

Üç şehirde de keşfedilecek daha çok yer var. Bir başka ortak özellikleri ise üçünün de deprem sonrasında kendilerinin büyük ölçüde toparlanmaya ve yaralarını sarmaya başlamış olmaları. Konteynerler hâlâ mevcut ama yoğun bir inşaat faaliyeti var. Özellikle Antakya'da bir şehrin neredeyse sıfırdan yeniden inşasını görüyorsunuz.