Charles Kupchan önemli bir Amerikalı öğretim üyesi, analist ve biraz da devlet memuru. Lisans derecesini Harvard'dan, yüksek lisans ve doktorasını da Oxford'dan almış. Şimdilerde Georgetown Üniversitesi'nde çalışıyor, geçmişinde Stanford, Columbia da var. Woodrow Wilson Center'la bağlantılı, Obama döneminin NSC üyesi, ondan önce Clinton'la çalışmış.
2002'den bu yana da Amerika çağının sona erdiğini yazıyor. Bir süredir de Amerika'nın bu gerçeklikle baş etmesi için neler yapması gerektiği üstünde düşünüyor. Aslında yalnız da değil. Batı merkezli uluslararası sistemin sonunun geldiğini söyleyen ve çareler önerenlerin sayısı hiç az sayılmaz.
Benim aklıma ilk gelenlerin arasında Oliver Stuenkel, Amitav Acharya, Barry Buzan, John Ikenberry var. Timothy Garton Ash ile Fareed Zakaria'yı, soruna tarihsel ve farklı bir açıdan bakan Ayşe Zarakol'u da unutmamak gerek. Bu konuda yazan çizen iktisatçılar, felsefeciler, sosyologlar ve ünlü olmayan akademisyenler de çok.
Kupchan'ın farkı ise tespitlerinden ya da önerilerinin isabetinden ziyade Türkiye'yi en azından coğrafi açıdan tüm bu değişimin merkezine koymasından kaynaklanıyor. 'Foreign Policy'de birkaç gün önce yayınlanan makalesinde ve belli ki yakında çıkacak yeni kitabında İstanbul'u çok kutuplu dünyanın kurumsal yapılanmasının merkezine oturtuyor.
Önerdiği bir başka yer de Dubai ama var olan koşullar altında çekici bir alternatif olduğunu söylemek zor. İstediği yapı 1815'de Viyana'da kurulan, uzun yıllar dünya "nizamını" koruyan Avrupa Konseri'ne benzer bir "Küresel Yönlendirme Sistemi". BM'ye, daha doğrusu Güvenlik Konseyi'ne alternatif değil fakat tamamlayıcı bir yapı.
Esnek bağlarla veya AB, ASEAN gibi kurumsal ilişkilerle ya da aidiyet hisleriyle bir araya gelmiş olan devletlerin bölgesel önderleri, daha doğrusu hegemonları tarafından temsil edilecek ve anlaşılan var olan uluslararası normları çok da dikkate almadan çalışacak, tıpkı 19'uncu yüzyılda olduğu gibi etki alanlarını meşru görecek bir yapılanma.
Kupchan tam olarak öyle demese de bu yapının içinde Amerika eşitler arasında birinci olacak, devletler arası rekabet bitmeyecek ancak bölgesel dengeler marifetiyle küresel karşılıklı bağımlılığı, temel güvenlik sorunlarını yönetmek mümkün kılınacak. Rejim farkı gözetilmeden kurulacak bu esnek yapının içinde örgütler, şirketler ve STK'lar da bir şekilde yer alacak.
Kupchan'ın önerisi dünyaya düzen vermek anlamında ne kadar faydalı tartışılır. Ama kabul edilme olasılığı olduğu, Trump dönemi küresel stratejisine benzediği tartışılmaz. Her ikisinin de liberal enternasyonalizmin çöktüğüne, değer tabanlı diplomasinin artık sürdürülemez, daha doğrusu sürdürülmesinin gereksiz olduğuna inancı ortak.

29