Bu kadar düşüncesiz olabilirler mi

Trump ve ekibi işbaşına geldiği günden bu yana Avrupa'ya, Avrupa'yı Avrupa yapan temel değerlere saldırıyor. Yeterince demokratik olmadıklarını, aşırı sağa tahammül edemediklerini, güvenlikleri için yeterince para harcamadıklarını söylüyor. Bir süredir de açık açık toprak talep ediyor. Danimarka'ya ait olan Grönland'ı satın almaya, alamazlarsa da zorla ele geçirmeye niyetleri olduğunu her fırsatta tekrarlıyor.

Bunun Avrupa'da reaksiyon doğuracağını, tepki çekeceğini bilmemeleri imkânsız. Nitekim geçtiğimiz günlerde aralarında İngiltere'nin dahi bulunduğu altı devlet Danimarka ile dayanışma içinde olduklarını açıkladı, Avrupa kendi güvenliğini kendi sağlamak için ne yapacağını tartışmaya başladı. Hatta Norveç gazetesi Aftenposten bir fikir egzersizi olmakla birlikte ABD'ye karşı ne tür yaptırımlar uygulanabileceğini yazdı.

Dün de New York Times'ta James Kirchick Danimarka gibi Amerika ile iyi ilişkiler içinde olan, 1951'de Grönland'da üs kurulmasına izin veren, üstelik de Müslümanların ülkeye girmemesi için elinden gelen her şeyi yapan, aşırı sağın söylemini çoktan içselleştirmiş bir ülkeye karşı bunu nasıl yaparsınız mealinde bir makale yazdı. Mearsheimer benzeri realistler de müttefikten toprak talep etmenin sonuçları hakkında yönetimi uyardı.

Ama belli ki Trump ve yakın çevresi bu uyarıları dikkate almıyor. Etik ya da hukuki hiçbir normu çıkarlarından çok önemsemeyeceklerinin altını sık sık çiziyor. 'Amerika tüm dünyaya bedeldir' anlayışını uygulamaya koymaya, yüzyıllar öncesinin kaba emperyalizm mantığını canlandırmaya, yakın çevrede etki alanları yaratmaya, ülkenin sınırlarını mümkün olduğunca genişletmeye, 'güçlüysek haklıyız' demenin doğal olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Çok açık ve net olmamakla birlikte Trump Yönetimi Çin, Rusya, Amerika eksenlerine dayanan yeni bir denge siyasetini hayata geçirmeye gayret ediyor. Ukrayna üstünden taviz vererek Avrupa'yı baskı altında tutmayı, olası Rusya tehdidi karşısında onları vasalı haline getirmeyi, güvenlik açığının AB bütünlüğünü sarsmasını, Almanya ile Fransa arasında 1955'ten bu yana oluşan anlayış birliğinin Almanya'nın silahlanması, nükleerleşmesiyle ortadan kalkmasını hedefliyor.

Ve muhtemelen biliyorlar ki Avrupa, daha doğrusu Avrupa'nın belli başlı ülkeleri olsa olsa zaman kazanmaya çalışacak, Rusya karşısında zayıf görünmektense taviz vermeyi seçecek, Danimarka'yı günü geldiğinde "aman huzursuzluk çıkmasın" deyip makul bir fiyata satış için ikna edecek. Ya da Amerika örtülü operasyonlarla Grönlandlıları yanına çekecek, belki bir seçim hilesiyle veya şu an akla gelmeyen Venezuela'daki kadar yaratıcı bir yöntemle sorunu çözecek.

Bu arada Avrupa da İran başta olmak üzere Amerika'nın dünyanın başka yerlerindeki teşebbüslerine karşı sessiz kalacak. Karşılaştıkları ikilemleri suya sabuna dokunmayan, Trump Yönetimini suçlamayan açıklamalarla geçiştirecek. Danimarka ile dayanışma adına yaptıkları ortak açıklamada olduğu gibi söylediklerinin içinde tehdit ya da yaptırım bulunmayacak. Sadece Trump'ın olmayan vicdanına seslenecek. Sonuçta da bence Avrupa Münih 1938'i Rusya'dan çok Amerika ile yaşayacak.