Alman sorunu yaklaşık iki yüzyıl önce ortaya çıkmış bir konu. Önce Avrupa'nın ortasında dağınık halde yaşayan Almanları ilgilendiriyor, milliyetçiliği ve tek bayrak altında birleşmeyi içeriyor. 1871 yılında Versay Sarayı'nın Aynalı Salonunda bağımsızlığını hala koruyabilen 24 Alman devleti Prusya'ya iltihak edip Almanya'yı kurunca da Avrupa'nın sorunu haline geliyor.
10 yıl kadar Rusya ve Fransa arasında sıkışmaktan korkan Almanya hazırlanan planlar ve hızlı endüstrileşmesi sayesinde tıpkı diğer büyük devletler gibi hareket etmeye, çevresinde ve başka yerlerde haklar talep etmeye başlayınca da sorun küreselleşiyor, sonunda da zaten ilk Dünya Savaşı çıkıyor. Amerika ve İngiltere ama en çok da Fransa Almanya'yı baskı altında tutmak için varına yoğuna el koymaya kalkıyor.
Ancak bildiğiniz gibi 1919 Versay düzeni 1933'de Hitler'in iktidara gelmesine, Haushofer'in jeopolitiğini içselleştirip genişlemeci politikalar benimsemesine, tüm Almanları tek çatı altında birleştirmek için çaba harcamasına engel olamıyor. Avusturya'nın ilhalı, Çekoslovakya'nın işgali derken ikinci büyük savaş 1939'da Polonya'da yaşayan Almanlar gerekçesiyle çıkıyor.
1945'de Almanya yine yeniliyor, yenenler de çareyi önce ülkeyi ve başkenti bölmekte, Soğuk Savaş koşulları altında da askeri varlıklarını orada tutmakta buluyor. 1950'lerde Almanya'nın hafiften silahlanmasına müsaade ediliyor, 1955 itibarıyla da Batı Almanya NATO üyesi yapılıyor. İttifakın eski genel sekreterlerinden birinin dediği gibi NATO Almanya'yı baskı altında tutmayı en az Sovyet yayılmasını engellemek kadar önemsiyor.
Fakat Almanlar Alman sorununu bu dönemde de unutmuyor, son savaş sırasında kaybettiği toprakları değilse bile Sovyet işgali altında kabul ettikleri Doğu Almanya ile birleşmeyi hep gündemlerinde tutuyor. 1989'da duvarın çöküşü İngiltere ve Fransa'da bir kez daha Almanya sorununu gündeme getirse de günümüze değin biraz AB, biraz ABD, biraz da ana akım partilerin politik duruşlarıya korkular dengeleniyor.
2022'de başlayan Ukrayna savaşı Almanya'nın yeni bir politika benimsemesine, zamanın Başbakanı Scholz'un Zeitenwende demesine yol açınca, buna bir de geçtiğimiz yıl içinde Trump eklenince korkular yeniden tetikleniyor. Resmi düzeyde olmasa da literatürde Almanya'nın yeniden bir jeopolitik sorun olarak görüldüğüne, silahlanma çabalarının Avrupa güvenliğine katkı kadar tehdid oluşturabileceğinin düşünüldüğüne şahit oluyoruz.
Bunun son örneklerinden biri de Liana Fix. Foreign Affairs'in Mart-Nisan sayısına bir makaleyle katkıda buluna Fix yazısına ilk dünya savaşı sonrasında ikincisinin kaçınılmaz olduğunu söyleyen bir Fransız generalinin, Foch'un uyarılarıyla başlamış, 1989'da daha büyük bir Almanya'nın bütün uluslarası sistemi istikrarsızlaştıracağını iddia eden İngiltere Başbakanı Thatcher'in sözleriyle devam etmiş.
Council on Foreign Relations'ın kıdemli araştırmacılarından olan Fix, Almanya'nın silahlanmaya en çok kaynak ayıran ve ayırabilen dünyadaki dördüncü ülke haline gelmesine dikkat çekiyor, bunun bir güvenlik ikilemi yaratabileceğinin, Fransa ve Polonya'nın şu anki sessizliğini ve silahlanmasına desteğini sürdürmek istemeyebileceğinin altını çiziyor. Özellikle de aşırıcı AFP'nin yükselişini, onların Almanya sınırları dışında kalan Almanlarla da ilgilenebileceğini söylüyor.

11