Yazar, medyanın ayrıntılı ve abartılı haber sunuşunun suçu tetikleyen etkisi olduğunu savunuyor; okul saldırılarının artmasını tüm toplumun (medya, siyaset, ebeveynler, eğitim kurumu) sorumluluğunda görüyor. Ancak bu tür yazılar da kendisini sorumluluğun dışında tutup sistemi eleştirmeyi başka aktörlere yükleme riski taşımıyor mı?
Boğaz'daki köprülerden atlama haberlerinin arttığı dönemde, köprüden atlamalar peşpeşe geliyordu.
O tür olayların haberlerde ayrıntılı hatta abartılı verilmesinin, tetikleyici rol oynadığını fark etmek için 'uzman' olmak gerekmez.
Her biri örnek teşkil ediyor çünkü.
Bir tür moda.
Bir tür yarış.
Dile getirilmese bile fiilen "Ben daha iyisini yaparım" iddiasına kapılmak.
Haberlerin kesilmesi, benzer olayları durduruyordu.
Banka soygunları...
Kadın cinayetleri...
Gasp, hırsızlık, mekân basma...
Trafik magandalığı...
Akran zorbalığı ve hatta cinayetleri de aynı şekilde.
Şimdiyse çocukların okul taraması çıktı. Bir bu noksandı!
*
Evvelce ABD'de ve Avrupa'da bu tür haberleri izlediğimizde "Bizde böyle şeyler olmaz" der ve gerekçelendirirdik.
Çünkü bizim değerlerimiz var.
Çünkü bizde aile yapısı kuvvetli çok şükür.
Al sana değer.
Ver bana aile yapısı.
Al, ver ve hayrını gör.
Ne oldu bizim değerlerimize, aile yapımıza
*
Bilgisayar oyunlarında yer alan şiddet, artık kör bile görüyor ki tehlikeli boyutta.
Gerçek hayata yansıması için küçük bir hareket yetiyor.
O tür oyunların tamamen durdurulması ve evdeki silahlara çocukların ulaşamayacağı şekilde kilit altında tutulması gerekir.
Sansür eleştirilerinden çekinmek anlamsız.
Sansürse sansür.
Baskıysa baskı.
Aksi hâlde hiçbir suçu olmayan masum insanların hayatı tehlike altında demektir.
*
Bu olayların üstüne anne babalar çocuklarını okula gönder-mekten çekinir oldu.
Öğretmenlerin bile okula giderken her türlü ihtimali akıldan geçirdiklerini tahmin etmek zor değil.
"Ya bizim de başımıza böyle bir şey gelirse."
*
Artık kabul edelim ki okullar, karakollardan da mahkemelerden de daha büyük risk altında.
Her tür insan söz konusu. Katilin, hırsızın, gaspçının, soyguncunun, ahlâksızın da çocukları okullara gidiyor.
Haini, örgütçüyü, teröristi de unutmayalım.
Çocuklarla birlikte anne babanın da okulla doğrudan ilişkisi söz konusu elbette.
Kimseye "Senin çocuğun okula gelemez" denmez.
Yahut "Çocuk gelsin ama sen okula uğrama" diye bir cümle kıyameti koparır.
Okulların ciddi bir koruması da yok üstelik.
İsteyen tabancayla, isteyen tüfekle girebiliyor.
Şu yaşadıklarımızdan sonra daha sıkı kontrol ve güçlü koruma sağlamakla başlanabilir.
Yoksa ölen ölür, kalan sağlar da bir gün ölür diye bakamayız.
*
Eğitim yuvası olan okulların riskli hâle gelmesinde kimin kusuru olmadığını sorsak, elini kaldıran çıkar mı Çıksa da ne kadarı haklıdır

4