Yazar, kitap fuarlarının okuyuculuk artışındaki rolünü vurgulayarak, Türkiye'nin dünya birinciliğine ulaşması gerektiğini savunuyor çünkü İslam medeniyetinin lideri olarak okuma kültürü yaymak dini bir görevdir. Bununla birlikte yayıncılara sunulan destek eksikliği, özellikle popüler yayınevlerine yapılan ayrıcalık ve fuar yerlerinin merkezden uzaklaştırılması, bu potansiyeli boşa harcıyor. Peki, devlet desteği ve adil dağılım olmadan gerçekten bir kültür hareketi başlatabilir miyiz?
Kitap fuarları, yazarların ve okuyucuların kitap etrafında buluştuğu özge mekânlardır. Beyoğlu Kitap Fuarı, bu akşam sona eriyor.
Türkiye'de kitap fuarları, 1980'lerin ilk yıllarında başladı. Tabii ufak tefek düzenlenen kitap sergilerini saymazsak modern anlamdaki bu fuarlar, giderek değişti, gelişti, yayıldı ve önemli bir sektöre dönüştü. 1982 yılında İstanbul ve Ankara'da daha ziyade büyük otellerin geniş salonlarında veya cami avlularında kendilerine yer bulan fuarlar, artık neredeyse 81 ilimizde ve birçok büyük ilçemizde profesyonel bir bakışla ve titizlikle açılıyor. Kitap fuarları muazzam bir sektöre dönüştü. Anadolu'daki fuarlara valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, millî eğitim müdürlükleri ve sivil toplum kuruluşları, işadamları destek oluyor.
KİTAP OKURLARINDA ARTIŞ
Şüphesiz ülkemizde kitap okurlarında son 20-30 yılda görülen büyük artışta fuarların da inkâr edilemez etkisi ve üstün rolü vardır. Geçmişte dünya sıralamasında son sıralardayken şimdi şükürler olsun artık "Dünyada En Çok Kitap Okunan 10. Ülkesi" hâline geldik. Bu olumlu durum, çok sevindirici bir gelişmedir. Ancak yeterli mi, bence değil. Birçok toplantıda söylediğim gibi Türkiye'nin aslında dünyada en çok kitap okunan "1. Ülke" olma mecburiyeti vardır. Zira İslam âleminin lideri ve Türk dünyasının öncüsü olan Türkiye, İslam'a şuurlu bağlılığın da simge ülkesidir. Yani bir bakıma 2 milyar Müslümanı temsil eden ilk ülke Türkiye'dir. İslam'ın ilme, kitaba, okumaya verdiği değer herkesin malumudur. Yüce Rabbimizin son ilahi kitabı Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti "İkra" yani "Oku!" emriyle başlar. Bu ilahi mesaj ve kutlu emir, bütün Müslümanlaradır, hepimizedir. Yani müminler, ciddi manada okumak zorundadır. Okumayan Müslümanlar hem İlahi emre uymamış, hem de geri kalmış oluyorlar. Okuyan kimse, çalışkan olur, üretir, yeni keşiflerde bulunur. Taze fikirlere, orijinal projelere sahip olur. Yan gelip yatmaz, üşenmez, tembellik etmez, durumdan vazife çıkarır. Okuyan kişi, sürekli bir aydınlanma hareketi içindedir. Okuduklarını anlamaya, anladıklarını tam manasıyla idrak etmeye, daha sonra da yaşamaya başlar. Bu yönüyle de yeni nesillere, gençlere örnek olur. Okuyan ve okumayan aileler bir değildir. Aralarında dağlar kadar fark vardır.
GENÇLER FUARDA
Geçmişte kitap fuarlarına sadece yetişkin insanlarımız ve kitap meraklısı vatandaşlarımız katılırdı. Merkezi hükümetimizin, bilhassa Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle artık Millî Eğitim Bakanlığımız bünyesindeki okullar da bu muhteşem şölenlerde yerlerini alıyor. Gerek İstanbul'da, gerekse Anadolu'da düzenlenen fuarlarda öğretmenleriyle birlikte fuarları gezen çocuklarımızı gördükçe çok seviniyorum. Bazı öğrenciler kendi imkânlarıyla bazıları ise kurumların desteğiyle kitap sahibi oluyorlar. Okuyucular, daha önce isimlerini duydukları veya herhangi bir kitabını okudukları yazarlarla bir araya gelmenin heyecanını yaşıyorlar; kendilerine yeni kitaplarını imzalatıyorlar. Bu tanışma esnasında okurlar, yazarlara bazı sorular yöneltip cevaplarını alabiliyor. Hatta doğan samimi havanın ardından vedalaşma sırasında hatıra fotoğrafları çekiliyor. Son beş on yıldan beri düzenlenen kitap fuarlarında yazarlar alandaki salonlarda konuşmalar yapıyor, konferanslar veriyor. Şüphesiz bu da çok önemli bir hizmet. Zira yayınevi stantlarının önü bazen çok kalabalık olabiliyor. Okur kitabı seçerken, o telaş içinde yazara soru soramıyor, konuşamıyor bile. Ama sohbet programları, bu imkânı sağlıyor. Olumlu hava, fuarların açılışından sonuna kadar devam edip gidiyor.
FUARLARDA TANIŞMALAR
Bilhassa İstanbul'da okur ve yazar olarak katıldığım fuarlarda pek çok isim ile tanışma veya buluşma imkânım oldu. Bu kalem erbabı ile kısa süreli de olsa sohbet etme talihine eriştim. Bir çırpıda hatırladığım ve kendilerine kitap imzalattığım isimler arasında Nuri Pakdil, Melih Cevdet Anday, Mehmed Niyazi, Salâh Birsel, Rasim Özdenören, Cahit Uçuk, Erdem Bayazıt, Yavuz Bahadıroğlu ve diğerleri geliyor. Merhum Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt ile Fatih'teki bir mekânda imza günleri hakkındaki kanaatlerini sormuş ve kendileriyle bu konuya dair kısa röportajlar yapmıştım. Umumiyetle yazarlarımız, kitap fuarlarından memnunlar. Zira okuyucularla eskilerin tabiriyle ruberu yani yüz yüze, birebir görüşüyor, tanışıyor, konuşuyorlar. Bu elbette yazar için önemli ve ufuk açıcı olduğu kadar okur için de son derece kıymetlidir, değerlidir. Bu sayede hatıralara unutulmayan kareler eklenmiş oluyor. Zira okuyucular, tanıdıkları ve takip ettikleri yazarların eserlerini okurken kafalarına takılan soruları, yaşadıkları müşkülleri birinci elden sahibine sorabiliyorlar: "Şu kitabınızda neyi anlatmak istediniz Şu romanda bahsettiğiniz kişiler gerçek hayattan alınma mı" vs. gibi soruları yönelterek aldıkları cevaplarla kafalarındaki istifhamları, şüphe ve tereddüt dumanlarını dağıtabiliyorlar. Velhasıl-ı kelam, fuarlarda büyük çaba harcayarak kitapları yayımlayan yayıncılar da, yazarlar da, okuyucular da, organizatörler de memnun kalıyorlar.
EKSİKLİKLERİ YOK MU
Olmaz olur mu Yapılan her işin, düzenlenen her organizasyonun eksiği, kusuru, noksanı olabilir. Önemli olan bunu görebilmek, telafi etmek ve eksiklikleri gidermektir. En azından bir daha tekrarlamamaktır. Bir gazeteci yazar olarak duyabildiğim, görebildiğim kadarıyla işittiğim en büyük şikâyetleri anlatmak isterim. Yayıncı dostlarım şöyle sitem ediyorlar: "Anadolu'daki fuarlarda eskiden yayıncılarla daha çok ilgileniliyordu. Yol ve konaklama masrafları, fuarı düzenleyen şirket, belediye, valilik, kaymakamlık tarafından karşılanıyordu. Şimdi o destek maalesef yok. Çoğu zaman stant parasını çıkaramadan hatta elemanlarımızın ücretlerini karşılayamadan geri dönüyoruz. Bazı meslektaşlarımız yüksek masraflara katlanamadıkları için, özen gösterilmeyen fuarlara artık katılmıyorlar. Bir de sürekli olarak aynı yayınevleri davet ediliyor. Popüler kitap yayımlayan yayıncılara daha çok öncelik tanınıyor. Bu da bir mağduriyet doğuruyor." Yayıncılar bu şikâyetlerinde haklılar. Elbette zor şartlarda kitap yayımlayan yayınevlerine, düzenleyici firmalar daha çok destek olmalı, cazip imkânlar sunarak katılımları sağlanmalıdır. Bu hususta resmî kurumların gereken hassasiyeti göstereceklerine inanıyorum. Üstelik her şehirde büyük firmalar, zengin iş adamları var. Onlardan sponsorluk desteği alınabilir. Bu sayede kültüre yakın ve kitapsever işadamları da, memleketlerindeki hemşehrilerine kültürel destekte bulunmuş olurlar. Bu da onların insani ve İslami bir görevi, ödevidir. Mesela bu hayırsever işadamları, memleketlerindeki bütün öğrencilere "bir kitaplık hediye kuponu" verebilirler. Böylelikle takdir görür, dua alırlar. Benden hatırlatması...
YAYINEVİ KAYIRILMAMALI
En çok duyduğum şikâyet ise bazı yayınevlerinin özellikle kayırıldığı hususudur. Bu hâl, şüphesiz adaletsiz bir tavır ve haksız bir tutumdur. Büyüğü küçüğü fark etmez bütün yayınevleri, kültürümüze, sanatımıza, medeniyetimize hizmet ediyorlar. Herkes kendi çapında bu irfan yapısının yükselmesine katkıda bulunuyor. Dolayısıyla bu anlamda yayınevi ayırımcılığı yapmak asla erdemli bir iş, doğru bir davranış değildir. İstanbul'daki organizatörler, yayınevlerini az çok tanırlar. Ama Anadolu'da fuar düzenleyenler mutlaka bilenlere bu konuları sormalı, istişare etmeliler. Hatta mümkünse her yıl farklı yayınevleri davet edilmelidir. Böylece hakkaniyet üzere hareket edilmiş olur. Fuarın açıldığı şehirdeki kitap okuyucuları da her yıl değişik yayınevlerinin yayınlarını ve yazarlarını toplu olarak görme, tanıma fırsatını elde etmiş olurlar. Bu da kültürel bir zenginliktir.

23