Karakas'tan dünyaya mesaj

ABD'nin Maduro'ya yönelik operasyonunun öncelikli hedeflerinden birinin Venezuela'nın petrol ve altın rezervleri olduğu açık. Bu noktada herhangi bir örtme ya da ideolojik kamuflaj çabasına da girişilmiyor. Irak'ta olduğu gibi demokrasi söylemi dillendirilmiyor, insan hakları ya da özgürlük anlatılarıyla meşruiyet inşa edilmeye çalışılmıyor. Bunun yerine "narkoterör" gibi daha kriminal, daha dar bir meşrulaştırma dili tercih ediliyor ve ekonomik hedefler neredeyse çıplak biçimde gözler önüne seriliyor.

Ancak meseleyi yalnızca bu ekonomik saiklerle açıklamak eksik kalır. Zira bu operasyonun siyasal yönü ve sonuçları, ekonomik kazanımlarından çok daha kapsamlı ve ciddiyetle ele alınması gereken bir mahiyet arz ediyor. Üstelik bu siyasal sonuçların herhangi bir liberal erdemle ya da evrensel değer anlatısıyla da bir bağlantısı yok.

Evvela şu tespiti yapmak gerekir: Bu operasyon, ABD'nin bir süredir aşınmakta olan hegemonik imajını ciddi ölçüde tahkim etti. İsrail'in son dönemdeki nokta atışı saldırılarında yok etmeye dayalı bir güç gösterisi varken, burada düşmanını sağ ele geçiren, kontrol altına alan ve teşhir eden bir hegemonik performans söz konusu. Bu yönüyle ABD, uzun süredir sorgulanan "dünyanın jandarması" rolünü fiilen yeniden tesis etmiş görünüyor.

Bu durum, diğer dünya devletleri, hükümetler ve toplumlar nezdinde ABD'ye dair "kadir-i mutlak" bir otorite algısını yeniden üretebilir. ABD'ye karşı pasifizm temelli yeni tutumları da tetikleyebilir. Bu bağlamda ABD'nin elde edeceği petrol ve altın gibi ekonomik sonuçlardan ziyade, ortaya çıkan siyasal tablo Washington açısından asıl kazanım olarak görülmelidir.

Öte yandan şahit olduğumuz bu gelişme halkların emperyalizme direnişi, devlet-toplum birlikteliği bağlamında da birçok sorgulamanın meydana gelmesine sebep olabilir. Operasyonun en önemli siyasal sonuçlarından biri de uzun süredir demode ilan edilen emperyalizm eleştirilerinin yeniden gündeme gelmesi olacaktır. Zira egemen bir devlete bu denli pervasızca müdahale edilmesi, işgal formunda gerçekleşmese bile, özünde ötekini insan, toplum ve devlet olarak görmeyen arkaik kolonyal zihniyetten farklı değildir.

Bu noktada ABD'nin Latin Amerika'ya bakışını hatırlamak gerekir. Washington için Latin Amerika tarihsel olarak eşitler arası bir siyasal alan değil, müdahale edilebilir, yönlendirilebilir ve gerektiğinde cezalandırılabilir bir arka bahçe olarak kodlanmıştır. Maduro operasyonu da temelleri Monreo Doktrini'nde yatan bu zihinsel sürekliliğin güncel bir tezahürüdür. Emperyalizm burada olağan bir davranış biçimi olarak karşımıza çıkıyor.