İran'ı kim savunacak

ABD ve İsrail'in uluslararası hukuku ve egemenlik teamüllerini çiğneyerek İran'a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar sürecinde, birtakım kesimler tarafından yapılan İran güzellemeleri ve abartılı kahramanlaştırma girişimlerine mukabil, doğru orantıda bir anti-emperyalist ve anti-siyonist motivasyonun oluşmadığı görülüyor.

Bilhassa İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği katliamlara karşı gelişen tepkisellik ve hassasiyetin bir benzerinin İran saldırıları özelinde gelişmediğini söyleyebiliriz.

Elbette, Filistin meselesinin Müslümanlar için münhasır durumu düşünüldüğünde Gazze kıyaslaması doğru bir yere oturmuyor; ancak sözünü ettiğimiz tepkisellik farkındaki temel etken, Tahran ile Gazze arasındaki mahiyet farkından ibaret değil. Bir ulus-devlet olarak İran'ın uzun süredir bölgede yürüttüğü mezhep merkezli yayılmacı politikalar, bu saldırılarla ilgili yaklaşım ve değerlendirmelerin şekillenmesinde başat rol oynuyor. İran'ın Suriye'de Baas rejimine yönelik kanlı desteğinin sebep olduğu duygu durumu, siyasal söylem ve tutumlarda etkisini gösterdi.

Zaman zaman İran ve İsrail'i her bakımdan eşitleyen bir ölçüsüzlüğe varıldığına şahitlik ediyoruz. Emperyalizmin İslam topraklarına dönük herhangi bir saldırısına tepkiselliğin bilinçli olarak zayıf kalmasının kabul edilemez olduğu vurgusunun yanı sıra, sözünü ettiğimiz değerlendirmelerde stratejik yaklaşım noktasında da bir hata olduğunu belirtmek gerekiyor.

Bu stratejik yaklaşım hatasını, İsrail'in İsrail'den ibaret olmadığı gerçeğini gözden kaçırmak olarak hülasa edebiliriz. İsrail, kolonyalist Batı hegemonyasının ve ABD emperyalizminin bölgedeki bir karakolu işlevi görüyor. Üstelik bu karakol, kukla bir karakol değil; merkezi aktör rolü olan bir karakol. Salt bu sebeple dahi İran ile mukayesesi siyaseten muhaldir.

Buna, İran'ın Rusya ve Çin'le benzer bağlantıları olduğu hatırlatılarak itiraz edilebilir. Fakat şurası çok açık ki, evvela, bu ilişki ötekine benzer bir bütünlük arz etmiyor ve daha ziyade bir çıkar ittifakı söz konusu.