Üstad Mehmed Akif'e Göre "İslâm Ailesi"
Mehmet Emin Gerger
"Çocukluğumda bahtiyar idim cidden,
Harim-i ailemin farkı yoktu Cennet'ten!" (M. Akif Ersoy)
"Ailenin ıslah-ı ahlâkiyesi elzem olduğu hakkında söylediğimiz sözler, ıslah-ı maddiyyesi hakkında da tamamıyla vâriddir. Zira insanın her şeyden evvel, hissettiği zaruret kendi mevcudiyetini kayd zaruretidir. İnsan bu hâcetini (ihtiyacını), gereği gibi te'min etmedikçe, nefsinde ahlâkı, mânevi hiçbir vazife arkasında koşmak için bir sâik hissetmez. Hakikat, efrâdı sıhhat-ı bedeniyyelerini, kuvvay-ı akliyye ve cismâniyelerini muhafaza edecek, temiz bir gıda bulamayan, kendilerini karlara, yağmurlara, soğuklara, sıcaklara karşı barındıracak yurttan, giyecekten mahrum olan bir âilenin hâli ne olur.. Tabii sefâlet, vahşet derekelerinin en müthişine düşecek böyle bir âile efradına (fertlerine), zaruret, ihtiyaç birçok fenalıkları, birçok cinayetleri mübah şeklinde gösterir! Zira, ihtiyaç bütün ahlaksızlıkların anasıdır! Bu böyle olduğu gibi, hayat-ı medeniyyenin (medeni hayatın) iktiza ettiği (gerektirdiği), tahsili (eğitimi), terbiyeyi verebilmek için, evladını (çocuklarını) Mekteplere (Okullara) gönderemeyen, istediği mürebbinin dest-i kifayetine (eline) tevdi edemeyen (veremeyen) bir babanın; efrâd-ı âilesi (aile fertleri) için yalnız yiyecek gıda, giyecek libâsı (elbiseyi), barınacak ev tedarik etmiş olması neye yarar Şu pek haklı mütalaalardan aşikâr (açık) surette anlaşılmıyor mu ki, âile denilen şey; bol bol sarf edebilen bir reise (başkana) muhtaçtır. Bir âile babasının kudretsizliği, o âileyi sefâletin, hirmânın (mahrumiyetin) en müthiş derekelerine kadar indirir! Evet, zaten bizim pek semih olan Şeriât-ı İslamiyye'miz (İslâm Hukukumuz) desâtir-i Medeniyeyi (Medeniyetin esaslarını) evvelce vad' etmiştir (ortaya koymuştur):
Aleyhisalat-ü Vesselâm Efendimiz; "Cenâb-ı Hak kendisine mal verdiği halde, âilesini sıkıntı içinde bırakan adam, bizden değildir!" "Bir adamın; evine, karısına, evladına (çocuklarına), hizmetkârlarına sarfettiği (harcadığı) mal, kendisi için sadaka yerine geçer" buyuruyorlar. Artık aileye karşı fedakârlığa teşvik için, bundan büyük söz olamaz! Hele bizim Şeriat-ı âdilemizin nazarında, âilenin ne büyük bir mevkii, âileye karşı edilecek fedakârlığın ne azim (büyük) te'siri olduğunu, şu Hadis-i Şerif kadar gösterecek hiçbir düstur (esas, kural) olamaz: "Dînaren enfaktehu fî sebîlillahi ve dînaren enfaktehu fî rakbeten ve dînaren tesaddekte bihi ala miskînen dînaren enfaktehu ala ehlike a'zemeha ecren ellezi enfaktehu ala ehlike." "Bir dinar Allah yolunda, bir dinar rakabe uğrunda sarfetsen, bir dinar fakire tasadduk eylesen, bir dinar da âilen için harcasan, en sevaplısı âilen için sarf eylediğindir." Evet, Müslümanlık bize hiçbir zaman, zühedât nâmına kalkıp da nefsi, bütün menâimden (ni'metlerden) menetmek (alıkoymak), mâişeti alabildiğine kısarak, neticesinde bütün tezhîb-i ahlakiyi eşkâl edecek, insanları bîzâr edip, birçok milletlerde görüldüğü veçhile büsbütün Din kaydından vâreste bırakacak bir harekette bulunmakla, asla emretmedikten başka, bilakis (aksine) maişetimizi yoluna koymayı emreylemiş, hatta bu uğurda çalışmayı, kendisinden bir cüz addetmiştir. Aleyhisalat-ü vesselâm Efendimiz: