Yılbaşının ertesi günü tam bir yıldır görmediğim arkadaşımla karşılaştım tesadüfen. Evet, yine geçen yıl, yılbaşının ertesinde konuşmuştuk. "Yeni yıldan aşk diledim" demişti bana. Hatır sorma faslından sonra "Geçen yılki dileğin gerçekleşti mi" diye sordum elbette. Gülümsedi, "Tabii ki hayır" diye cevap verdi. Ardından o bana sordu: "Sorun nerede Bende mi yoksa karşıma çıkan insanlarda mı Belki de sorun aşkın kendisidir doktor..."
HAYAL KIRIKLIĞINDAN FAZLASI
Bu soru, bireysel bir hayal kırıklığından çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü günümüzde aşkın neden "bir türlü olmadığını" sorgulayanların sayısı, aşkı yaşayanlardan daha fazla. Ve bu durum, tek tek kişilerin yanlış tercihlerinden daha çok, yaşadığımız çağ ile ve toplumsal yapımızın değişmesiyle ilgili. Modern toplum, bireylere aynı anda iki güçlü mesaj veriyor: "Özgür ol" ve "yalnız kalma." Bu iki mesaj arasındaki gerilim, romantik ilişkilerin en temel çıkmazını oluşturuyor. İnsanlar bir yandan bağımsızlıklarını korumak, kendi alanlarını savunmak istiyor; diğer yandan duygusal yakınlık, güven ve süreklilik arıyor. Yeni yıldan aşk dilemek, çoğu zaman bu çelişkinin farkında olmadan yapılan bir temenniye dönüşüyor.
Haberin DevamıBEKLENTİLER VE TAHAMMÜL
Aşk, artık yalnızca romantik bir duygu değil; yüksek beklentilerle yüklü bir performans alanına dönüşmüş durumda. Sevgiliden hem duygusal destekçi, hem en iyi arkadaş, hem hayat arkadaşı, hem de kişisel gelişimi besleyen bir figür olması bekleniyor. Bu kadar çok rolün tek bir ilişkide karşılanması beklentisi, ilişkileri doğal olarak kırılgan hale getiriyor. Sonuçta beklenti artıyor, tahammül azalıyor. Dijitalleşme de bu tabloyu belirginleştiren bir başka unsur. İlişkiler, karşılaşmalardan çok tercihlere dayalı hale geldi. Beğeniyoruz, vazgeçiyoruz, bir sonraki seçeneğe geçiyoruz. Bu hız, bağ kurmayı değil, seçenek yönetmeyi öğretiyor. Yeni yıldan aşk dileyen birey, teorik olarak hiç olmadığı kadar çok insana ulaşabiliyor ama pratikte daha az bağlanıyor. Çünkü vazgeçmek, kalmaktan daha az maliyetli görünüyor.
Haberin DevamıPEKİ SEN 'DOĞRU' MUSUN
Arkadaşımın sorduğu "Sorun bende mi" sorusu da tam burada anlam kazanıyor. Toplum, bireylere ne istemeleri gerektiğini fazlasıyla anlatıyor ama bir ilişkiyi nasıl sürdüreceklerini öğretmiyor. Dürüstlük, emek, sabır gibi kavramlar sıkça yüceltiliyor; ancak günlük ilişkilerde bunların karşılığı giderek zayıflıyor. Herkes "doğru insanı" arıyor ama kendisinin de başkası için doğru insan olup olmadığını sorgulamıyor. Sorunun "karşıma çıkan insanlarda" olduğu düşüncesi de benzer bir kaçışı barındırıyor. Çünkü bu yaklaşım, ilişkiyi bireysel sorumluluktan çıkarıp şansa ve dış koşullara teslim ediyor. Oysa ilişkiler, yalnızca kiminle karşılaştığımızla değil, nasıl iletişim kurduğumuzla belirleniyor. Aynı toplumda, aynı koşullarda bazı ilişkiler sürerken bazılarının dağılması tesadüf değil.

7