Habring-Erwin-Centre-Second-09
Dijital bir saate baktığınızda saatin kaç olduğunu saniyenin onda birinde okursunuz: 10:08. Zihnimiz iki nokta üst üste ile ayrılmış rakamları hızla çözer ve bilgi kapanır. Sayılar zamanı söyler ama akışı gösteremez.
Analog bir kadranda aynı bilgiye bambaşka bir tecrübeyle ulaşırsınız. Akrep 10'u hafifçe geçmiş, yelkovan 8 civarında ilerlemektedir. Saniye ibresi de durmaksızın hareket eder. Akrep ve yelkovan çifti, geriye kalan vaktin azaldığını, yenisinin geldiğini, zamanın aktığını gösterir. Analog göstergeli bir saate baktığımızda ibrelerin nerede olduğunu, birbirlerine göre nasıl konumlandıklarını ve biraz sonra nerede olacaklarını düşünmemiz gerekir.
Dijital ekran ise ölçümü bizim yerimize yapıp sonucu doğrudan okutur. Fakat bu sonuç soyuttur. İnsan zamanı soyut bir sayı olarak yaşayamaz. Bir saatin geçmesini beklerken 10:08'in 10:09 olmasını beklemeyiz. Akrebin ağır ağır ilerlemesini, yelkovanın yavaşça acele etmesini, saniye ibresinin koşturmasını veya başka bir şeyin olmasını bekleriz: Bir toplantının başlamasını, sıradaki metronun gelmesini, sevdiğimiz birinin kapıdan içeri girmesini...
Zamanda yaşadığımız şey rakamların değişimi değil, durumların ve mekânın dönüşümüdür. Güneşin hareketi, gölgelerin uzaması, gidenin uzaklaşmasıdır. Analog saat bu doğal akışı gözümüzün önüne taşır. Akrep güneş gibidir, hafifçe yer değiştirir. Yelkovanın bir gözü onu izler, çevresinde dolaşır. Saniye ibresi, biteviye döner durur. Şimdi nerede olduklarını görürken biraz sonra nerede olacaklarını da tahmin edebilirsiniz. Dijital saatlerde zamanı okur, analog saatlerde görürüz.
Filozof Henri Bergson, modern insanın en büyük yanılgısının zamanı mekânla karıştırması olduğunu söyler. Saati ölçebilmek için zamanı eşit parçalara böleriz: saniyeler, dakikalar, saatler... Böylece zaman hesaplanabilir ve düzenlenebilir bir cetvele dönüşür. Oysa yaşadığımız gerçek zaman, Bergson'un deyimiyle duree yani süre, kesintisiz bir akıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Yekpâre, geniş bir ânın / Parçalanmaz akışında" dediği şeydir.
Mekanik saatçilik, zamanın bu kesintisiz akışını kadran üzerinde akar gibi hareket eden saniye ibresiyle görünür kılmaya çalışır. Fakat saatçilik tarihinde tam bu noktada beliren, zihin açıcı ve kişilik sahibi bir komplikasyon vardır: jumping seconds veya deadbeat seconds, Fransızların deyimiyle seconde morte, Türkçesiyle atlamalı saniye.

3