18 Aralık 1941 gecesi. İskenderiye Limanı. İtalyan donanmasına ait, "maiale" adı verilen, her biri iki kişi taşıyan üç küçük torpido suyun altında ağır ağır ilerliyordu. Üç torpidodaki altı İtalyan kurbağa adamının görevi, İngiliz savaş gemilerine yaklaşmak ve gemilerin altına patlayıcı yerleştirmekti. Gece boyunca üç ekip de hedeflerine ulaştı, patlayıcıları yerleştirip uzaklaştı. Patlama sonrası HMS Queen Elizabeth, HMS Valiant ve petrol tankeri Sagona ağır hasar gördü. Hatta hedefte olmayan HMS Jervis de patlamada hasar aldı.
Kaçan altı İtalyan dalgıç bir süre sonra yakalandı. Yanlarında taşıdıkları askerî teçhizatın arasında, o yıllar için alışılmadık bir araç daha vardı: Panerai'nin su altında ve karanlıkta okunabilen saati. Silahlar, patlayıcılar, solunum cihazları ve diğer ekipmanla birlikte taşınan bu saat, bugün büyük bir lüks saat markasının geçmişinden bildiğimiz bir nesne.
Panerai, 1860'ta bir saat mağazası olarak faaliyete başladı, saat üreticisi değildi. Daha sonra İtalyan Donanması'na pusula, derinlik ölçer, sualtı sinyal lambaları gibi hassas araçlar sağlayan bir işletme oldu. İtalyan Donanması için saat geliştirme işi başladığında Panerai, Rolex'le çalıştı. İlk prototip olan Ref. 2533'ten, ünlü Ref. 3646'ya uzanan süreçte ortaya çıkan saat, Panerai'nin bugün hâlâ taşıdığı karakterin de temelini atmıştır. Rolex'in sağladığı kasa ve mekanik altyapı ile Panerai'nin askerî ihtiyaçlara göre yaptığı değişiklikler, bu kendine özgü saatin oluşumunda rol oynadı. Bugün bu saati Radiomir adıyla tanıyoruz.
Bugün bir Panerai'ye baktığımızda savaşın kendisini görmeyiz, o karanlık dünyanın geride bıraktığı biçimleri görürüz. Geniş kasa, okunaklı kadran, büyük rakamlar, Luminor'un kurma kolunu koruyan metal köprü... Hiçbiri süs olsun diye orada değildir. Saat, işini yaparken kazandığı biçimi bugün de koruyor. Bu yüzden Panerai bize güçlü, sakin, sert, hatta onurlu görünür. Saat büyük olmasına rağmen gösteriş yapmaz, yer kaplar ama gürültü çıkarmaz, kendini açıklamaya da ihtiyaç duymaz.
Peki bir saat nasıl "karakter" edinir Tasarımcı ve psikolog Donald Norman, "Emotional Design" kitabında duygusal tasarım üzerine geliştirdiği yaklaşımla bu soruya bir cevap sunuyor: Bir ürün önce görünüşüyle doğrudan bir izlenim yaratır. Sonra kullanırken bedenimizle bağ kurar. En sonunda bizim için bir anlam taşımaya başlar. Panerai'de ilk yaklaşımı görmek kolaydır, ikincisi hissedilir, üçüncüsünde ise soru değişir: Bu saat nasıl biri Daha doğrusu, bu saati takan insan nasıl biri olmak istiyor

9