Cem Akaş'ın saati

1990'ların başı. Teşvikiye Camii bahçesinde oturmuş, Cem Akaş'ın Noktanın Kesişimleri Antolojisi adlı kitabını okuyordum. Henüz lise öğrencisiydim. Edebiyata ve tarihe meraklıydım ama okuduğum kitapların çoğu bana sıkıcı geliyordu. Cem Akaş'ın tarzını sevmiştim. Kitaptaki öykülerden biri, daha başlığıyla dikkatimi çekmişti: "Hammurabi gerçekten yaşadı mı patron"

Hammurabi tanıdık bir isim ama Akaş, onu bambaşka bir hikâyenin içine yerleştirmişti. Sarayın yazıcısı geleceği görebiliyor, çivi yazısını bildiği için kralı yönlendirebiliyor, henüz yaşanmamış olayları kendi çıkarına göre düzenleyebiliyordu. Çok sevmiştim bu öyküyü. Tarihle kurmaca arasındaki oyununu, zekâsını ve mizahını. Cem Akaş, okurun bildiğini sandığı şeylerle oynuyordu. Edebiyatında beni çeken de buydu: Anlatının imkânlarını yoklaması, biçimle uğraşması, anlatıcının yerini ve zamanın akışını değiştirmesi. Okurun alışkanlıklarını sarsmaktan çekinmiyordu.

Yıllar geçti, sıkıcı bulduğum arşivcilikten uzaklaşıp yayıncılık ve editörlük de yapmaya başladım. Kitap ve dergilerin yayımlanmadan önce geçtiği aşamaları, fotoğraf ve metin üzerinde çalışmanın gerektirdiği dikkati, sabrı ve bilgiyi daha yakından öğrendim.

2014'te, Mürekkepbalığı dergisini çıkardığımız günlerde, derginin yöneticileri olarak Cem Akaş'tan editörlük dersleri aldık. Hem memleketin en iyi editörlerinden biri olan Cem Akaş'tan ders almak hem de sevdiğim bir yazarla tanışmak fırsatını kaçırmak olmazdı. Derslerin ardından kendisine küçük bir sitemim oldu. Editörlüğün mutfağına daha yakından bakmayı, tecrübesinden daha fazla şey öğrenmeyi bekliyordum. Sonradan bana çok tatlı bir mektup yazdı. Yaptıklarımızı beğendiğini, sempati duyduğunu anlattı. Mürekkepbalığı'na gösterdiği ilgi ayrıca sevindiriciydi. Sitemimi incelikle karşılaması, gönlümü almaya çalışması onun nezaketini ve hoşgörüsünü gösteriyor.

Cem Akaş iyi bir yazar, iyi bir editör ve iyi bir çevirmendi. Editörlük üzerine düşünmüş, yazmış, Türkiye'de editör emeğinin çoğu zaman görünmez kaldığını bilen biriydi. Onun Şefin Salatası isimli efsanevi blogu da ilgi alanlarının genişliğini gösteriyor. Edebiyattan yayıncılığa, çeviriden başka sanatlara uzanan yazıları, okumayı ve düşünmeyi hayatının merkezine koyduğunu anlatıyor.