Bir mikro marka kurucusu olarak yola çıkan Oliver Gallaugher için "kendi saatini yapmak" romantik bir idealden ziyade tasarım, mühendislik ve organizasyonun birlikte düşünülmesi demek. İlk serisi Deep Space'in tamamının satılıp, istikrarlı bir şekilde sahiplerine teslim edilmesi, bu yaklaşımın estetik bir öneriyle sınırlı kalmadığını, gerçek dünyada karşılık bulduğunu göstermişti.
Sıfırdan bir saatin oluşturulma süreci ilgimi çektiği için ben de ilk üretilen saat üzerine yazmıştım. Gallaugher, ikinci eseri Deep Space Blue ile daha rafine ve olgunlaşmış bir saatle karşımıza çıkıyor.
Gallaugher'ın hedefi, sade görünen fakat teknik açıdan yoğun bir saat üretmek. Saatin yüzeyinde hissedilen sakinlik, arkasında bilinçli tercihler barındırıyor. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, muhtemelen dünyada ilk kez saf 904L çelikten üretilen modüler akrep ve yelkovanlar. Normalde kasa malzemesi olarak görmeye alıştığımız bu yüksek parlaklıktaki çelik, ışığı yakalayan ve yönlendiren monolitik formlara dönüşüyor. Her açıdan farklı yansımalara neden olmaları da saatin "derin uzay" fikrini destekliyor.
Sakinleştirici etki en çok kadranda hissediliyor. Koyu mavi laklı zemin üzerine işlenen içbükey yıldız oymaları yüzeye basılmış desenler değil; tek tek oyulmuş ve rodyumla kaplanmış detaylar. İçbükey geometri sayesinde ışık düz bir yüzeyden yansımak yerine kırılarak dağılıyor.
Bu dinamik yüzey, saatin tek bir görünüme sabitlenmesini engelliyor. Gün ışığında yıldız oymaları metalik parıltılar üretirken, bazı açılardan kadran neredeyse tamamen siyaha yakın bir derinliğe bürünüyor. Mavinin tonları ışığın geliş yönüne göre açılıp koyulaşıyor; saat kimi zaman parlak ve canlı, kimi zaman neredeyse kendini gizleyen bir yüze benziyor.
Karanlıkta devreye giren lume ile bu kez bambaşka bir kimlik beliriyor. Kadrandan ayrı duran dakika çizgilerini barındıran halka saatin en incelikli bölümlerinden biri. Safir kristal üzerine elmas sertliğinde aletlerle oyulan bu halka, gündüzleri gölgelerle okunuyor, karanlıkta ise mavi bir ışık çemberine dönüşüyor. Böylece zaman gösterilmekle kalmıyor, mekânın içine yayılıyor.

32