Ölçüde Hayat Var

Pazar sabahları, zamanın insana biraz daha cömert davrandığı anlardır. Haftanın koşuşturması yerini yavaşlığa bırakır; sokaklar biraz daha sessiz, kahvenin buharı biraz daha anlamlı görünür. İşte tam da böyle sabahlarda insan, dış dünyadan çok kendi içine bakma cesareti bulur. Belki balkondaki solgun çiçeğin saksısını değiştirme vakti gelmiştir. Toprağa dokunmak, insanın kendi toprağına dokunması gibidir. Ellerimiz toprağı eşelerken fark ederiz ki tabiat, en derin hakikatleri gürültüyle değil, sessizlikle öğretir. Bilge bir bahçıvanın şu sözü, yalnızca bitkiler için değil, insan ömrü için de söylenmiş gibidir:"Çiçeğin saksısını değiştirirken eski toprağın birazını bırak. Köklerini de incitme."Bu cümlenin içinde acele etmeyen bir hikmet vardır.

Çünkü yenilenmek, geçmişi inkâr etmek değildir. İnsan, hafızasını sırtında bir yük gibi değil, köklerinde taşıdığı bir bereket gibi yaşamalıdır. Çocukluğumuz, ailemiz, bizi büyüten insanlar, aldığımız yaralar, öğrendiğimiz doğrular, yaptığımız hatalar... Bunların her biri eski toprağımızdır. Bazıları serttir, bazıları taşlıdır; fakat hepsi bizi bugün olduğumuz insana dönüştüren büyük terbiyenin parçalarıdır. Köklerinden utanan bir ağaç yaşayamaz. Ama yalnızca köklerine kapanıp kalan bir ağaç da büyüyemez.

Hayat, geçmiş ile gelecek arasında kurulan hassas bir köprüdür. O köprünün ayakta kalmasını sağlayan şey ise sadakat kadar cesarettir. Geçmişe sadakat, geleceğe cesaret... Birini kaybettiğimizde ya savruluruz ya da olduğumuz yerde donar kalırız. Yeni saksı, yalnızca yeni bir başlangıç değildir. Bazen yeni bir şehir, bazen yeni bir iş, bazen bir evlilik, bazen bir ayrılık, bazen de insanın kendi içine yaptığı uzun bir yolculuktur. Hayat bize defalarca saksı değiştirir; önemli olan değişimin kendisi değil, değişirken köklerimizi nasıl taşıdığımızdır.

Ölçü değin şey, varlığın sessiz nizamı değil mi Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu, ölçüyü kaybetmiş olmasıdır. Her şey 'daha fazla' üzerine kurulmuş durumda: Daha çok kazanmak, daha çok tüketmek, daha çok görünmek, daha çok konuşmak... Oysa tabiat bize sürekli başka bir şey söyler. Az su çiçeği kurutur. Fazla su ise kökünü çürütür. Güneş yaşam verir; ama yakıcı olduğunda hayatı tüketir. Rüzgâr serinletir; fırtınaya dönüştüğünde yıkar. Demek ki mesele, sahip olduklarımız değil; onları hangi ölçüyle kullandığımızdır.

Eski bilgelerin "itidal" dediği şey tam da budur. Hayatı eksiklikle değil, taşkınlıkla da kaybetmemektir. İnsan bazen yokluktan değil, fazlalıktan yorulur. Eşyadan, sözden, hızdan, hatta kendi hırsından... Ölçü, sadece davranışların değil; arzuların da terbiyesidir. Çünkü gerçek özgürlük, her istediğini yapmak değil; neyin ne kadar olması gerektiğini bilmektir.

Şefkat ile gayret hayatın iki kanadıdır. İnsan sevgiyi çoğu zaman güneşe benzetir. Haklıdır. Çünkü sevgi, varlığı görünür kılar. Isıtır, cesaret verir, umut verir. Ama yalnızca güneş altında bırakılan bir fide büyümez. Toprağa, suya ve bakıma da ihtiyaç duyar. İnsan ilişkileri de böyledir. Bir dosta "yanındayım" demek kıymetlidir; ama gerçekten yanında bulunmak daha kıymetlidir. Bir çocuğa "seni seviyorum" demek değerlidir; fakat ona vakit ayırmak, onu dinlemek ve güven vermek sevgiyi görünür hâle getirir.

Sevgi, emekle ete kemiğe bürünür. Emekten yoksun sevgi, zamanla güzel bir temenniden öteye geçemez. Öte yandan yalnızca çalışmak da insanı diri tutmaz. İçinde şefkat olmayan gayret, insanı başarıya ulaştırabilir; ama huzura ulaştıramaz. Çünkü ruh, sadece ürettiğiyle değil; hissettiğiyle de yaşar. Bir annenin bebeğine duyduğu şefkat, hayatın en berrak örneklerinden biridir. Ama anne bilir ki sevgi, bebeğin karnını doyurmaz. O sevgi, uykusuz gecelerle, sabırla, fedakârlıkla ve emekle tamamlanır. Belki de bu yüzden sevgi, bir duygu olmaktan çok bir fiildir. Sevdiğimiz şey için emek veririz. Emek verdiğimiz şeyi de zamanla daha çok severiz.

Gayret, adeta insan olmanın sessiz ibadeti değil midir Eskiler, "Gayret bizden, tevfik Allah'tandır" derlerdi. Bu söz, insanın sınırını da sorumluluğunu da aynı anda anlatır. Sonucu kontrol edemeyiz. Ama emeğimizi seçebiliriz. Tohumun filizlenmesini emredemeyiz. Fakat toprağı hazırlamaktan vazgeçemeyiz.